Silahlar, toplar, altınlar, develer ve erzak, hepsini, hepsini verdik. Ve bütün seferden bize yine ve yalnız bir Türk çocuğunun isimsiz, nişansız , mezarından başka bir şey kalmadı.
Roman,1930 lu yılların İstanbul’unda sıradan bir geceyi anlatmaktadır. Birbirleriyle bağlantıları olmadığı halde ,bir şekilde yolları kesişen ,bir çok toplumsal sınıftan insanın yaşadıkları olaylar dile getirilir. Zengin bir adamın kambur kızının düğün gecesidir o gece, fakir annenin oğlunun öldüğü, bir genç kızın sevgilisinin tutuklandığı, evli zengin bir kadının sevgilisinden ayrıldığı, bir muhasebecinin hayatın anlamını kavradığı gecedir.
Romanda okuyucuyu etkileyen, insanların yaşadıkları değil toplumsal sınıf farklılıkları ve ekonomik uçurumlardır.Yani bugün de devam eden ;birinin yiyecek ekmeği yokken diğerinin, tek taşım küçük diye üzülmesi durumu.
Bir Osmanlı beyzadesi olan Şems Hikmet Bey ve arkadaşları güzel bir bahar günü sandalla Kağıthaneye gezmeye giderler. Orada Ziba adında bir çingene kızı Şems Hikmet Beyin hoşuna gider. Ancak beyzade ve çingene kızının toplumsal konumlarındaki zıtlık nasıl aşılacaktır.Hikmet Bey , eğitimle kızın kendi konumuna uygun hale getirilebileceğini düşünür ve kızı oturması , kalkması, konuşmasından , keman çalmaya kadar pek çok konuda eğitir. Bu kısmı bana Audrey Hepburn’ün oynadığı My fair lady filmini hatırlattı. Gelgelelim ailesi böyle bir kızı değil gelin olarak almak, görmek bile istemez. Ahmet Mithat efendinin ,okuyucu ile dialog halindeki anlatımı,o devirdeki insan ilişiklerinin naifliği, Kağıthane’ nin güzelliğinin tasviri ile sıkılmadan okunan bir güzel bir roman.
ÇingeneAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,003 okunma