Otur, arabacı, çal çıngırağımı, kanatlanıp uçun atlar, götürün beni bu dünyadan! Uzaklara, çok uzaklara, hiçbir şeyin, hiçbir şeyin görünmediği yerlere. İşte gökyüzü karşımda yükseliyor; küçük bir yıldız parıldıyor uzaklarda; koyu ağaçlarıyla ve ayla birlikte geride kalıyor orman; mavi bir sis seriliyor ayaklarımın altına; sesin içinden müzil sesi geliyor; bir tarafta deniz, diğer yanda İtalya; işte Rus köyleri de görünüyor.
Bu saçma düşünce kafama nasıl yerleşmiş olabilir? İyi ki bu saçmalığı fark edip beni akıl hastanesine yatırmamışlar. Şimdi her şey apaçık önümde duruyor. Her şeyi avucumun içi gibi biliyorum. Oysa önceleri, anlamıyorum, önceleri her şey bir sis perdesi altındaymış gibiydi. Sanırım bütün bunların nedeni, insanların beynin kafanın içinde olduğunu düşünmeleri; tamamen yanlıştır bu düşünce. Hazar Denizi tarafından eşen bir rüzgar getirir beyni.