Bu nasıl bir tempo? Bu nasıl bir kurgu! Başım döndü. 1402 Ankara Savaşı'nın tam ortasında başladı kitap. O muharebe alanından Venedik'e gittik. Oradan Bağdat'a, bir Bizans İstanbul'undayız bir İzmir'deyiz... Tarih ve kurgu o kadar içiçe ki defalarca açıp baktım gerçekte böyle bir şey var mı diye. Karakterler gerçek, olaylar genel hatlarıyla gerçek, mekanlar gerçek... Ama tüm bunları zenginleştiren bir kurgu var. Nasıl bir çalışma gerekir böyle bir şey yazmak için??? İnanılmaz bir roman. Bu adam her kitabında nasıl başarıyor beni bu kadar şaşırtmayı...
Şöyle bir karakterlerden bahsedecek olursak:
Haşhaşilerden eğitim alan Zaya var Tatar kızı. İnanılmaz egzotik bir karakter.
Afrid var okurken içim gitti resmen. Norveçli bir sarışın afet. Keşke lezbiyen olsa diye hayal kurmadım değil. Çok güçlü bir kadın figürdü.
Musa ilginç bir karakter olmuş. Gerçekte var ve hakkında çok fazla bir şey bilinmeyen bir şehzade. Tarih meraklıları bayılacaktır. Aynı şekilde Zoran çok sürpriz bir karakter. Sırp bir devşirme çocuk ama çarpıcı bir ters köşe yapmış yazar onun üstünden. Teo kitapta birinci tekil şahıstan anlatılan tek karakterdi ve Bizans dönemi İstanbul'unu o kadar güzel anlatıyordu ki kitaba enfes bir doku katmış. Veeeee gelelim benim bebeklerime! Öncelikle Stefano. Venedikli bir şovalye. Çok değişik bir dönüşüm hikayesi kurgulamış yazar Stefano üzerinden. Çok karizmatik bir hale bürünüyor bu karakter. Son olarak Giovanni. Hikayenin kötü çocuğu... Şekerim kötü, seksi, piç... Ne derseniz deyin çok acayip bir karakter. Bir an nefret ediyorsun bu korsandan. Bir an çok çekici geliyor. Ulan lezbiyen olmama rağmen yükseldim adama ya... ya hikayenin öyle bir yerinde duruyor ki onu çıkarınca hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. Atsan atamıyorsun satsan satamıyorsun. Deli etti beni pislik