Gözleri sertleşmiştir. Bakışları dumanlanmıştır. Yüzük donuk ve gergindir. En yakındaki karşılayıcılarına sertçe sorar:
- Bu nedir?
“- Yunan bayrağı Paşam! Bu eve yerleşen Yunan Kıralı Konstantin, buraya ilk girerken, bu taşlıya serilen Türk bayrağını çiğniyerek geçmişti...>>
<<- Hata etmiş. Ben bu hatayı tekrar edemem. Bayrak, milletinin şerefidir. Ne olursa olsun yerlere serilmez ve çiğnenmez. Kaldırınız...»
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evet, İzmir görünüyordu. İzmir görünmüştü. Gazi Mustafa Kemal Paşayla Fevzi Paşa, İsmet Paşa otomobillerinden indiler. Karargâh kafilesi arkalarında çevrelendiler. Akdeniz, İzmir körfezi ve İzmir ayaklarının altına serilmişti. Körfez yabancı harb gemileriyle doluydu. Fakat İzmir'den hiçbir yangın belirtisi görünmüyordu. Başkumandan uzun uzun baktı ve:
<<- Bu şehire bir şey olsaydı çok üzülürdüm», diyebildi.
Esir generaller, Gazi Mustafa Kemal'in huzurundan, hem teessür, hem şaşkınlık içinde ayrıldılar. Şaşkınlıkları şundan geliyordu: İntikamcı bir muzafferle karşılaşacaklarını sanmışlardı. Halbuki karşılarında, insanüstü bir varlık vardı...
Trikopis sualini sordu:
“- Siz bu muharebeyi nereden idare ediyordunuz?”
“- İşte tam o süngülerin parıldadığını söyledi ğiniz yerde, askerlerin yanındaydım...»
“- İşte harb böyle kazanılır. Yoksa 550 kilo- metre uzakta, durum gözle görülüp hüküm verilmeksizin bir harita üzerinde pergelle ölçülerek, İzmir körfezinde bir yať'tan idare edilmez. Edilir ama, netice böyle olur...»