Elde yeterince veri olmadan teori oluşturmak büyük bir hatadır. İnsan bu durumda teoriyi gerçeklere uydurmak yerine bilinçsiz bir şekilde gerçekleri çarpıtıp teorilere uydurmaya çalışır.
Ana fikir hastalara sunulduğunda, genelde söz konusu fikri destekleyen akla yatkın ayrıntılar yaratırlar. Son derece gerçekçi, ama tamamen sahte olan bu anılar, özellikle de terapi ortamlarında, verilen birkaç ipucu ve sorulan birkaç soruyla hastanın zihnine kolayca yerleştirilebilir. Başka bir deyişle hafızamız kirletilebilir. Sahte anılar kırılgan olmayan, kuşkucu zihinlere bile yerleştirilebilir.
Bilim hem maneviyatla uyum içindedir hem da maneviyatın önemli bir kaynağıdır. Işık yıllarıyla ifade edilen engin mesafelerin ve akıp geçen çağların içindeki yerimizi bulduğumuzda, yaşamın ne kadar karmaşık, güzel ve incelikli olduğunu idrak ettiğimizde, içimizde kabaran o duygu, yani coşkuyla tevazunun karışımı, kesinlikle ruhani bir duygudur. Aynı şekilde, olağanüstü sanat eserleriyle, müzikle, edebi eserlerle veya Mohandas Gandihi'nin veya Martin Luther Jr. gibi insanların sergiledikleri özverili cesaret örnekleriyle karşı karşıya geldiğimizde de ruhani duygular hissederiz. Bilimle maneviyatın birbirini dışladıklarını düşünmek her ikisine de haksızlık etmek olur.