Şıpsevdi romanı 1901’de Alafranga adıyla İkdam gazetesinde tefrika edilmeye başlanmış; ancak sakıncalı görülerek yayını durdurulmuştur. 1909’da Şıpsevdi adıyla Sabah gazetesinde tefrika edilmiş, 1911 senesinde de kitap hâlinde yayımlanmıştır.
Romanın girişindeki tramvay sahnesi insanların tavırları, davranışları konuşmaları bizlere yaşayan İstanbul’un manzaralarını, o atmosferi yansıtmaktadır. Devrin sosyal yaşamına dair bize bir ön bilgi sunar. Hüseyin Rahmi, Alafrangalığı Şıpsevdi’ de üçe ayırır. İlk grup orta üst sınıfta olanlar yani; sarayla içli dışlı olanlardır. Bunlar Fransızca bilen, at binen şöhretlerini ailelerinden alanlardır. Hüseyin Rahmi, bu gruptaki insanları tek yeteneklerinin şıklık, kumar, dans vs. olması bakımından topluma faydaları olmaması bakımından ve Osmanlının parasını harcamaları bakımından eleştirir. İkinci grup ise Avrupalı kadınlarla evlenmiş levantenlerdir. Bu grubu ise bir yüzünün Osmanlı diğer yüzünün Avrupalı olması bakımında iki yüzlü kumaşa benzeterek eleştirir. Üçüncü tip ise hikayenin ana kahramanı olan Meftun’un içinde bulunduğu gruptur. Romanda bu gruptaki alafrangalar, dış görünüşleriyle, oldukça ayrıntılı bir şekilde tasvir edilir. Batılılaşmayı yalnızca dış görünüşe ve davranış taklitlerine indirgeyen bu grup, yozlaşmış tiplerden oluşur. Hüseyin Rahmi, bu üçüncü tipi anlatmak için romanın merkezine Meftun’u oturtur. Meftun gibi olanlar en tehlikeli olanlardır ve korkulması gerekenlerdir. Kendisinden daima fedakarlık beklenen halkın yozlaşmış olması, onu en tehlikeli alafrangalaşan tiplerden biri yapar. Meftun, Batı hayranı amcası tarafından eğitim için Paris’e gönderilmiştir. Ancak eğlence hayatına kendini kaptıran Meftun, derslerinden ziyade alafrangalığa odaklanmıştır. Amcasının vefatı ile İstanbul’a dönmüştür. Orada