Atilla

Atilla
@Atilla_03
Bakın etrafınıza islamın çizgisini aşan herkesin hüsrana uğradığını görürsünüz.Allahtan korkar,Allahı ve Resülünü tanımaya, sevmeye gayret edersiniz.Çünkü başka bir seçenek kalmaz.Mutluluk dünyada aranmaz..
Mutlu olmak bedenen değil ruh ile olur..İman ile olur..
İnsan, bedeninde burun, göz, el ve ayak gibi birçok uzuv taşır; ancak insan uzuvlardan oluşan bir bedenden ibaret değildir. Bunlar sadece birer vasıtadır, birer kıyafettir. O yüzden insanın benliği bedeninde aranamaz. Asıl benlik, cesedin arkasındaki ruhtadır. Ahirete gidecek olan göz, kulak veya ağız değil, ruhtur. Bir şeyin içini koruyan kabuğuna "sedef” denir. insan bedeni de ruh için bir sedef hükmündedir. Kılıf içindekinden daha kıymetli Olamaz Örneğin; altın bir kılıf içinde gelen bir hediyenin içinden altından değersiz bir şey çıkması beklenemez. Aksine, kılıfın değeri içindekinin kıymetine işaret eder. Ceset de ruhun kılıfıdır ve Onun hizmetindedir. Ruh keşfedilmediğinde, insan sadece kabuğa odaklanır ve kabuğu değerli zannedip içindeki hakikati ıskalar. Bu durumda insan, cesedin sunduğu geçici lezzetlere razı olur. Haramda, şehvette ve dünyevî hazlarda menhus ve geçici bir lezzet bulur; fakat bu lezzetler kabuğu çürütür. Çekirdeği kırar, programı bozar ve insanı toprakta gübre olacak bir hâle sürükler. Böylece içindeki zümrüdü keşfedemeden, onu altın kabukla birlikte harcamanın verdiği pişmanlık başlar.
Bedeninde mutluluğu aradığı için insanlar, estetik yaptırır. Kuaförler bunun için doludur.. Oysa her zaman güzelin en güzeli bulunur. Kendine bakmak ayrıdır. Mutlu olmayı dış görünüşte aramak ayrıdır....·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İmtihan, mükâfat içindir. İmtihandaysan sevildiğini bil. Kulluket
Çünkü cennet, sadece bir mekân değil; inkişaf etmiş kabiliyetlerin lezzet alabildiği bir âlemdir. Kabiliyetleri gelişmediği için cennet onlar için bir şey ifade etmez. Kör, sağır, dilsiz bir adamı sultanın sarayına koysanız, saraydan lezzet alamaz. Çünkü lezzet alabileceği kabiliyetleri gelişmemiştir. Bu yüzden bir insanın cennetlik seviyesine gelmesi için dünya toprağına ekilmesi ve imtihanlara girerek kabiliyetlerinin inkişaf etmesi zaruridir. Hz. Âdem'in(as) ve onunla birlikte insanlığın dünya toprağına ekilmesi de bu hikmete mebnidir. Hz. Âdem(asj ve insanlık, cennetten ihraç edilerek dünyada imtihanlardan geçirilmeyip doğrudan cennete yerleştirilseydi, cennet onlar için mükafat olmaktan çok, anlaşılmayan bir mekân hâline gelirdi. Cennette olurlardı ama cennetli olamazlardı. Okuma yazma bilmeyen birinin fiziken üniversitede bulunması Onu üniversiteli yapmaz. Böyle birisi üniversiteden istifade edemez. Aynen bunun gibi kabiliyeti gelişmeyen bir insanın da Cennette bulunması onu cennetli yapmaz ve o insan cennetten istifade edemez
Bilgiye kolay ulaşma Devrindeyiz. Ama AMELSİZ İLİM SIKINTI...
Günümüzde çoğu insan, bilgi sahibi olmayı murat eder. Oysa peygamberlerin, sahabenin, evliyanın, asfiyanın ve mukarrebînin hayatlarına bakıldığında imanın, aksiyon olmadan olmayacağı açıkça görülür. Ahir zamanda ise böyle bir tutum nadirattandır. Allah(cc) bizleri İslam'ı sadece bilgi olarak sanma ahlakından muhafaza etsin. Allah'ın(CC) muradı; insanlara yalnızca bilgi vermek değil, onların hayatlarını değiştirmektir. Bilmek, yapmak içindir. kitapları insanların hayatlarını düzenlemesi ve terbiye etmesi için göndermiştir. Bir insan, Kur'an-ı Kerim'i sürekli okuyup bilgisini artırmasına rağmen hayatını değiştirmediği vakit hakiki tevhide ulaşamaz. "Allah” demek yetmez, "Yalnızca Allah” demek gerekir. şirk, insanın Allah'a(cc) inanırken başka şeylerin önünde de Allah'a(CC) eğilir gibi eğilmesidir. Böyle birinin kalbi, cahiliye döneminin Kâbe'si misalidir. O dönem Kâbe'nin içinde 360 tane put bulunur. Aynı putlar günümüzdeki birçok insanın kalbinde deyer alır. insan kimi zaman bir şeyi aşırı sever; farkında olmadan muhabbet müşriki olur. Bazen bir şeyden Allah(ccj gibi korkar, bu sefer de farkında olmadan havf müşriki olur.
Din adamı yoktur, herkes dininin adamıdır. Herkesin sorgusu bir
Günümüzde dünyevi olarak kariyer yapmış birçok zeki insan Kur'an-ı Kerim'i bilmek noktasında, çocukken Kur'an-ı Kerim'i okuduklarını öne sürerek kendilerini bu konuda yeterli görür. Kimi insan haftada bir iki gün manevi doyum için iman dersi almakla yetinirken, kimileri ise haftanın her gunu imana dair dersler alsa da doymak bilmez Sabah gune iman hakikatleri okuyarak başlar, yolda giderken Cevşenu'l-kebîr dinler, uyurken dahi aklında sürekli Kur'an-ı Kerim olur. Butun gundemi bu çerçevede şekillenir. Bu minvaldeki bir insanın çapı genişler ve mertebesi yükselir. Tam tersi azla iktifa eden kişiler ise gıda noktasında eksik kalır. Doktorların muayeneye gelen kişilere sordukları en onemli sorulardan bir tanesi iştahla ilgilidir. Çunku iştahsızlık, ekseriyetle hastalık belirtisidir. Zira kişinin iştahı yerindeyse kanaat başka yone kayar. Aynı şekilde, maneviyatta iştahı olmayan bir insanın manevi bedeninde hastalık vardır. Kur'an-ı Kerim'i okumada ve anlamada eksik kalır. Mesleki cihette bütün dosyaların içeriğini ezbere bilir; ancak konu Kur'an-ı Kerim çalışmak olunca bundan imtina eder, Bir Müslümanın, manevi cihette çalışmama ve okumama gibi bir lüksü yoktur. Çünkü sahabenin, tabiinin ve evliyanın yolu budur. Ancak günümüz toplumunda, "Dine ait meseleleri anlamak din adamlarının işidir." şeklinde mesnetsiz bir düşünce hakimdir. Oysa İslam'da din adamı diye bir kavram yoktur bu ifade, kiliseye kapanan ruhbanlar için kullanılır. Çünkü İslam'da herkes dininin adamıdır. Kürsüde, Allah'ı(cc) anlatan ile, dinleyenin de ahiret sorgusu aynıdır. Bu yüzden, "din adamı” gibi kavramların arkasına saklanmak, insanı mesuliyetten uzak tutma adına hiçbir fayda sağlamaz.
Farkında değiliz hepimiz CENNET'i talep ediyoruz. FITRATEN..
ihtiyaçlar açısından bakıldığında, örneğin bir kedinin ihtiyacı; mama ve yuva gibi birkaç şeyden ibarettir. Bir koyunun ihtiyacı ise ot, su ve barınak gibi sayılıdır. Oysa insanın ihtiyaçları saymakla bitmez; maddi ihtiyaçlarının yanı sıra manevi ihtiyaçları da bulunur. Mesela, bir çiçeği sevmek istese, onun hiçbir zaman solmasını istemez. Alır, en güzel saksıya eker; günlük suyunu ve bakımını ihmal etmez. Ancak ömrünün sonunda solmayacak çiçek yoktur. Buna rağmen, insanın çiçeğin solmamasına yönelik arzusu devam eder. Aslında insanın asıl isteği, sonsuz cennettir; çiçek ise bu isteğin bahanesidir. Çünkü çiçek, insanın perde arkasındaki arzusunu ortaya çıkarır. İsteklere kulak verilse, "Solmayan çiçek, ölmeyen anne, hasta olmayan çocuk, ağrımayan diz istiyorum.” gibi arzular işitilir. Bu arzular, sürekli yaşlanmayan bir beden, doymayan bir mide ve meşakkatsiz bir hayata yöneliktir. Oysa dünyada, zahmet çekilmeden hazırlanan bir kahvaltı sofrası bile bulunmaz. Buna rağmen bu arzuların duyulması, cennete olan iştiyaktan kaynaklanır. insan, elindekinin daima daha fazlasını ister. Mesela bir araba istese, önce "Ayaklarımı yerden kessin yeter.” der. Sonra, otomatik Olsun, dört çeker olsun derken en son model ve en yeni teknolojiye sahip olmasını ister. Bir ev almak istese, 'Başımı sokacak bir evim Olsun yeter." sözüyle başlar. Ardından, "Aslında evin bir odası daha Olsa fena olmaz.” der ve çok geçmeden "Olmuşken dubleks olsun 't diye düşünür. Havuzu ve bahçesi de olsun isteğiyle talepler bitmez. Aslında insan farkında olmadan sürekli cenneti talep eder..