Efendimiz'i (sav) sevmek, hayatın her anında ve her alanında O'nu tartışılmaz rehber edinmekle mümkündür.
Gerçek sevginin nasıl olacağına dair söylenecek ikinci ilke budur. Seven, sevdiğinin yolunda olur; seven, sevdiğinin istediği şekilde olur; seven, sevdiğinin hoşlanacağı işleri yapar; seven, sevdiğinin sevmediklerini terk eder... Dolayısıyla hem sevdiğini söylemek,hem de sevdiğinin kabul edemeyeceği işleri yapmak, o sevgiyi sadece dilde kalan bir hâle düsürür.
O'nun yürüdüğü bir yolda öne geçmemek, O'nun konuştuğu bir meselede o söz üzerine söz söylememek, acaba deyip işin içine şahsi yorumlar katmamak, "Şöyle de olur, böyle de olur.” deyip o nebevî terekeyi basite almamaktın Dolayısıyla Efendimiz'i (sav) hakkıyla sevebilmek, O'nun insanlığa miras olarak bıraktığı değişmez değerler olan Kur'ân ve sünnete sahip çıkıp onları tüketmekle değil; üretmekle, yani asrın idrakine söyleterek yaşamakla gerçek manada mümkündür. Zaten Efendimiz bunu şöyle beyan etmiyor muydu? ""Size, sarıldığınız müddetçe asla dalalete düşmeyeceğiniz iki emanet bıraktım. Biri, Allah'ın Kitabı; diğeri ise benim sünnetimdir "" O'nun adımının önüne adım atmamak, sesinin üzerine ses yükseltmemek; işte bu büyük iki emanetin gereğini yerine getirmektir.