Atilla

Atilla
@Atilla_03
Bakın etrafınıza islamın çizgisini aşan herkesin hüsrana uğradığını görürsünüz.Allahtan korkar,Allahı ve Resülünü tanımaya, sevmeye gayret edersiniz.Çünkü başka bir seçenek kalmaz.Mutluluk dünyada aranmaz..
Jandarma Genel Komutanlığı
Afyonkarahisar.
1998
23 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Amaç doymak değil, Allahın sonsuzluğunu tanımaya çalışmaktır..
Hayvanlar âlemine baktığımızda beslenmenin genelde tek düze olduğu görülür. On tonluk kocaman bir fil ot ile; yüz elli tonluk dev bir balina küçük balıklarla beslenir. insan ise envai çeşit yiyecekler içinden istediğini seçer. Tonlarca ağırlıktaki hayvanlar tek çeşit gıdayla doyarken, seksen kiloluk insanın sofrasında yüzlerce yiyecek bulunur. Bunun nedeni insandaki yumruk kadar mide doyamayacağı için değildir; amaç doymak olsa kuru ekmek ve bir bardak suyla insan doyar. İnsana bu kadar çeşit ikramda bulunulmasındaki amaç, sonsuz kerem sahibi olan Allahın sonsuz rahmet hazinelerini tanımaktır. Çünkü insan bu hazineleri dünyada ne kadar tanırsa, ahirette de o kadar anlayacaktır.
Reklam
Kulluk yapamayanlar, (5 vakitnamaz gibi) Allahı tanımamaktadır..
İslam da namaz, nübüvetten yaklaşık on bir yıl sonra; oruç on beş yıl sonra; tesettür ise on yedi yıl sonra farz kılınmıştır. içki, tedricen üç basamakta; faiz ise dört basamak hâlinde yıllar sonra yasaklanmıştır. Efendimiz (sav) ise bu süreçte sahabeye tevhidi ve Allah'ı(cc) anlatmıştır. Erkam b. Ebü'I-Erkam'ın(ra) evinde yaptığı sohbetlerde marifetullah ilmini öğretmiştir. Bu ilimden sonra sahabeye "Şu emri yerine getir.” demeye gerek bile kalmamıştır; çünkü Allah'ı(cc) tanımak ve bilmek onları harekete geçirmeye yeterli olmuştur. Sahabenin, bizim gibi sürekli tehdit veya teşviğe ihtiyacı yoktur. Onlar, tanıdıkları ve sevdikleri bir Allahla(cc) kulluk etmemeyi kendileri için zillet sayarlar. Çünkü Allahı ı(cc) hakkıyla tanıdıktan sonra O'na(cc) kul olmayacak hiç kimse yoktur. Allah'a kulluk yapamayanlar ise aslında O'nu(cc) tanımamaktadır.
Allah bizi cennete teşvik için cehennemle tehdit eder..
cehennemin Faydaları; Normal şartlarda devletin suç işleyenleri hapse atmasında bir kazancı yoktur. Zira devletin bunu yapmasındaki temel maksadı adaleti sağlamaktır. Şehrin çıkışındaki hapishaneler, şehrin içindeki kurallara uyulmasını sağlamak için vardır. Hapishanenin varlığı intizama sebeptir. Dünyanın çıkışındaki cehennem ise insanların cenneti kazanmasına vesile olan bir ikaz unsurudur. Mesela devlet, vatandaşını "Gel seni cezalandırayım!” diye askere almaz. Ancak askerlik vazifesine ifa eden kimse, kurallara uymadığında işlediği bir fiilin karşılığı olarak cezalandırılır. Zira vazife yapılmaması durumunda cezanın bir araç olarak kullanılması gerekir. Kâinatın yaratılma sebebi insanın cezalandırmak için değil, onun kabiliyetlerini geliştirmesi ve onları kuweden fiile çıkarması içindir. insan, tevdi edilen vazifeleri yerine getirmediğinde, makamına yakışmayacak bir ihanet etmiş olur ve ihanetinin karşılığında cezaya müstahak olur. Kendi tercihleri neticesinde hak ettiğini bulur. Nitekim Allahlın(cc) bir de "El-Hakk” ismi vardır. Bu ismin bir manası da "Her şeye hakkını vermek." demektir. Mesela "Yaptığın işin hakkını ver,” şeklinde bir tabir insanda da numunesi olduğunu gösterir. Örneğin masanın üzerinde bir elmas ve bir komür olduğunu gören biri, elması vitrine kaldırırken komüru ise sobaya atar. Çunkü ikisinin hakkı farklıdır, insanın fıtratı komürleşirse hakkı cehennemdir. Bu durumda, hak ettiğini bulması Allah'ın(cc) adaletinin bir tecellisi olur,
1 litre süt için, 500 litre kan süzülmesi gerekir.. Subhanallah.
Efendimiz (sav) bir hadis-i şerifinde, "Tefekkür gibi kıymetli ibadet yoktur" buyurur. Çünkü tefekkür, insanı doğrudan Allahla(cc) yaklaştırır. Bu nedenle Allah Azze ve Celle, Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde "Akıl edip düşünmez misiniz?" buyurur. Demek ki tefekkür, bir emr-i İlahîdir ve insan bunu yapmakla vazifelidir. Örneğin bir annenin bebeğine bir litre süt verebilmesi için yaklaşık beş yüz litre kanın göğsünde süzülmesi gerekir. Bu, üzerinde düşünülmesi ve tefekkür edilmesi gereken önemli bir olaydır. Mesela bu süt üretim işini yapan bir makinenin olduğunu farz edelim. Beş yüz litre kanı süzmesi ile karşılığında bir litre süt versin. İnsan, böyle bir mekanizmayı görse hayretle seyreden bu muazzam faaliyeti yapmasına rağmen maalesef insan, aynı hayrete gark olmaz. Oysa insanların yaptığı tum beceriler, asıl sanatkâr olan Allahı(cc) taklit etmekten ibarettir
Tüm kainat senin için yaratıldı. Sen ne için yaratıldın???
Dünya, başlangıç itibarıyla güneşten kopmuş kızgın bir gaz parçastydı. Zamanla soğutulmuş, yoğunlaştırılmış ve yaşanabilir bir hâle getirilmiştir. Oysa bütünüyle sıvı kalsaydı, üzerinde durulacak bir yer bulanamazdı. Tamamen demir gibi katı olsaydı, hayat mümkün olmazdı. Bu yüzden dünya; suyu, toprağı ve madenleriyle dengeli bir şekilde yaratıldı. Üstü, bir cam fanus misali atmosferle örtüldü ve oksijenle dolduruldu. Yeryüzune halı gibi çiçekler serildi, gökyüzüne yıldızlar lamba gibi yerleştirildi, dart bir yanından sular akıtıldı. Bütün bu hassas düzen Allah'ın(cç ) insana ikramıdır. Dünyada her şey insana hizmet eder. Mesela bir inek insana vuracak olsa, onu yara içinde bırakır. Oysa 13-14 yaşında bir çocuk, inek sürusune çobanlık edebilir. inek, sut verir, yük taşır, hatta kesilerek derisi ve etiyle insana hizmet eder. İnsandan güçlü Olan bu hayvanları ona itaatkâr kılan kimdir? Onlara bu teslimiyeti veren, gücü zayıfa boyun eğdiren kimdir? Bu tablo, yeryüzündeki düzenin ve hâkimiyetin tesadüf olmadığını bilinçli bir takdir ve idare ile gerçekleştiğini gösterir. Günümüzde nefis ve şeytanın en çok pazarladığı şeylerin başnda dünyevi başarı hikâyeleri gelir. Maalesef kullukla ilgili hikâyeler hiç gündemde yer almaz. Kulluğun fihristesi hükmündeki namazda büyük bir kemâlat vardır; fakat çoğu insan bundan habersizdir. Dillerde "Herkes, hatta bir kişi bile yaptıysa sen de yapabilirsin." gibi motivasyon cümleleri sıkça tekrar edilse de bin kişi başarsa bile Allah(cc) nasip etmedikçe sen başaramazsın. Nefis ve şeytan, sürekli egoyu kibri besleyen başarı hikâyelerini öne çıkarır; kulluğu değil, enaniyeti besler