Dünya, başlangıç itibarıyla güneşten kopmuş kızgın bir gaz parçastydı. Zamanla soğutulmuş, yoğunlaştırılmış ve yaşanabilir bir hâle getirilmiştir. Oysa bütünüyle sıvı kalsaydı, üzerinde durulacak bir yer bulanamazdı. Tamamen demir gibi katı olsaydı, hayat mümkün olmazdı. Bu yüzden dünya; suyu, toprağı ve madenleriyle dengeli bir şekilde yaratıldı. Üstü, bir cam fanus misali atmosferle örtüldü ve oksijenle dolduruldu. Yeryüzune halı gibi çiçekler serildi, gökyüzüne yıldızlar lamba gibi yerleştirildi, dart bir yanından sular akıtıldı. Bütün bu hassas düzen Allah'ın(cç ) insana ikramıdır. Dünyada her şey insana hizmet eder. Mesela bir inek insana vuracak olsa, onu yara içinde bırakır. Oysa 13-14 yaşında bir çocuk, inek sürusune çobanlık edebilir. inek, sut verir, yük taşır, hatta kesilerek derisi ve etiyle insana hizmet eder. İnsandan güçlü Olan bu hayvanları ona itaatkâr kılan kimdir? Onlara bu teslimiyeti veren, gücü zayıfa boyun eğdiren kimdir? Bu tablo, yeryüzündeki düzenin ve hâkimiyetin tesadüf olmadığını bilinçli bir takdir ve idare ile gerçekleştiğini gösterir.
Günümüzde nefis ve şeytanın en çok pazarladığı şeylerin başnda dünyevi başarı hikâyeleri gelir. Maalesef kullukla ilgili hikâyeler hiç gündemde yer almaz. Kulluğun fihristesi hükmündeki namazda büyük bir kemâlat vardır; fakat çoğu insan bundan habersizdir. Dillerde "Herkes, hatta bir kişi bile yaptıysa sen de yapabilirsin." gibi motivasyon cümleleri sıkça tekrar edilse de bin kişi başarsa bile Allah(cc) nasip etmedikçe sen başaramazsın. Nefis ve şeytan, sürekli egoyu kibri besleyen başarı hikâyelerini öne çıkarır; kulluğu değil, enaniyeti besler