Atilla

Yunanlılar doğanın cömertliği sayesinde başka hiçbir millete nasip olmayan maddi ve manevi üstünlüklerle donatılmış, bereketli topraklar ve hoş bir iklimin ayrıcalıklarıyla ödüllendirilmiştir. Sanat ve bilimde, gerçek bilgi ve kültürü hedefleyen bütün çabaların temelini teşkil eden ölümsüz şaheserler yarattılar. Dünya medeniyetlerinin sonsuza kadar doğal önderi olmak için sanki doğa tarafından seçilmiş olan böyle bir millet, fosilleşmiş bir dogmatiğin boyunduruğu altına girdi, Synaksariyon'un akıl almaz kandırmacaları ve soytarılıklarıyla yetinmekte, yalın üçte birini tembellikle geçirmekte, diğer üçte birini de verimli toprağının ve harikulade ikliminin güzel armağanlarını bir kenara fırlatarak, havyar ve sarmısak kokularına bürünmeyi marifet saymaktadır. Kendi kendini manevi hadım konumuna sokan bir millet, iki bin yıldan beri manevi ve fizikî esaret altında inlemişse suçu kendinde aramalıdır. Synaksariyon: Ortodoksların, her gün bir azizin hayatından bir hikayenin anlatıldığı dinî takvimi çn.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Arapça ve Farsça yabancı kelimelerin bu kadar fazla olmasının doğal sonucu olarak Türk yazarları, milleti bilgilendirmek yerine kendileri ve millet arasında aşılması imkânsız bir engel inşa etmektedirler. Türk edebiyatçılarının hepsi, en önemsizleri bile, Horatius' un düşüncesini paylașmaktadır; Odi profanum vulgus et arceo (Ayak takımından nefret ederim ve ondan uzak dururum). Fakat Namık Kemal Bey'in İbret'te kullandığı üslubun, Anadolu Türk köylüsünün veya Orta Asya steplerinin lehçeleriyle ilgisi yoksa da İstanbul efendilerinin dilinden de dünya kadar uzaktı. Namık Kemal Bey, okumuş Türklerin günlük konuşmalarında kullandıkları dili kullanıyordu. Bu girişimin daha geniş yankı uyandırmaması çok yazık oldu. Devletin en yüksek makamlarının İbret'e iyi gözle bakmadığını unutmamalıyız. Defalarca ikaz edildi, zaman zaman kapatıldı. Fakat Kemal Bey'i yolundan döndürmek mümkün değildi. Yazarlığına son vermesi için Gelibolu'ya mutasarrıf olarak gönderildi. Fakat bu görevi sırasında da Eski, Genç, ne kadar gerçek Türk varsa hepsini kızdırdı. Her şeyden önce Türk taşra memurlarının izlediği yoldan yürümeyi reddetti; rüşvet kabul etmiyordu, şantaja karșıydı. Türkçe'yi de Fransızca'yı da hızlı hızli konuşmasından belli olan aceleci, enerji dolu kişiliği emrindeki memurların alışkanlıklarına ters düşüyordu. Fakat Gelibolu' nun sokak köpeklerini toplattırıp karşıki Lapseki'ye yollaması, bardağı taşıran son damla oldu: "Bu canavarlığın kurbanlarının feryatları yeri göğü inletiyor" dendi. Görevden mi alındığını yoksa istifa mı ettiğini bilmiyorum. İstanbul'a döndü ve edebiyat çalışmalarına, özellikle İbret gazetesine yeniden başladı.
Hayatını kalabalık haydutlar sayesinde yolsuzluklarla sağlayan, vesayeti altında bulunanların haklarını yiyen ve ahlâklarını bozanları veya bazılarınin boş yere (haksız yere) mahkum edildiğini görünce, kalbimin niçin öfkeyle alev alev yandığını söyleyeyim, zira para ne tür rezilliklere sebep oluyor?)
Midhat Paşa Aralık 1876'da sadrazam olunca Namık Kemal Beyi Sura-yı Devlet azası yaptı ve onun olaganüstü yeteneklerinden birçok işte faydalandı. Midhat Paşa'nın kaderi bundan böyle Namık Kemal Bey'i de etkileyecekti. Midhat Paşa devrilince Namık Kemal Bey de vatana ihanetle suçlandı. Ceza mahkemesinin Namık Kemal Bey'i sadece yazılı bir ihbar üzerine, ihbarcıyı mahkemeye bile çağırmadan ve o yazının mahkemenin eline nasıl geçtiğini bile açıklığa kavuşturmadan mahkûm etmesi, buranın adli sistemi için karakteristiktir. İhbar edenin, Fuad Paşa'nın torunu olan Hikmet Bey adında biri olduğu söylendi. Namık Kemal Bey bu usulsüzlük karşısında temyiz mahkemesine başvurunca Hikmet Bey'in bu ihbardan tamamen habersiz olduğu, Kemal Bey'le hiçbir zaman temas etmediği ve yazının altına imza yerine basılmış olan mührün sahte olduğu ortaya çıktı. Temyiz mahkemesi çok geçmeden sahte mührü kullananı ve onu yapan ustayı tesbit etti, Tabii ki Namık Kemal Bey 'in mahkumiyet kararı iptal edildi ve dava asli mahkemeye geri gönderildi.
Doğal afetler (kuraklık, çekirge istilası, sel, dolu vs) yüzünden tarımın bir veya birkaç kolu zarar görünce ve ürünlerin fiyatı artınca halka şirin görünmek isteyen valiler, yüzyılların gelenekleriyle adeta kutsallık kazanmış olan fakat iktisat biliminin ve tecrübelerin çoktan büyük bir yanlış olarak kabul ettiği bir yönteme başvurup, narh koyarlar. Narh, gıda maddeleri ve odun, kömür, yağ, mum gibi diğer temel ihtiyaç maddeleri için konan tavan fiyattır. Vali ne kadar popüler olmak isterse, fiyatları o kadar düşük tutar. Tüccar malını satabilmek için büyük zararlar göze almak zorunda kalır. Narhtan haberi olmadan malını pazara getirmişse narha boyun eğmek zorunda kalır. Fakat pazardan döndüğü zaman ya dükkânına kilit vurur ya da malını başka bir yerde satmaya karar verir. Halkın menfaati için konulan narh böylece çoğu zaman halkı zarara uğratır. Bir keresinde Gelibolu'da dar kafalı bir mutasarrnf, surf en kolay yoldan, yani tüccarları zarara sokarak halkın gözüne girmek için, hiçbir gerekçe yokken çok düşük bir narh tesbit etmişti. Fakat tüccarlar oyuna gelmemişler, hemen harekete geçip mallarınn İstanbul'a yollamışlar ve orada kârla satmışlardı. Gelibolu'daysa satışlar durmnuş. Mutasarrıf mülkiyet hakkına yaptığı aptalca müdahaleyi alelacele iptal etmeseydi halk açlıktan kırılacaktı.