Fark etmez

Fark etmez
@Atmosphere
Bu ben değilim
“Bir medeniyetin ar­kasından bir yenisinin geldiği son 7.000 yıldır, hiçbir medeniyet romans denen aşkın böylesine propaganda­sını yapmamıştır.”
Dindar olmayan ve her­hangi başka bir ideolo­jiye mensup olmayan kişiler için romantik aşk, yegâne “ilahi” de­neyim kabul edilebilir.
Bugün romantik aşka bu kadar önem atfedilmesinin bir nede­ninin, 21. yüzyılın başında, Batılı, laik bir toplumda yaşamamız olduğunun pekâlâ farkındayım. Otto Rank’in dediği gibi, bu tür toplumlarda insan­ lar, kendilerinden önce­ kiler için din neyse, aşk­ tan onu, yani yaşamla­ rına bir anlam ve amaç katmasını beklerler.
Yunan mitolojisine göre Eros bir tanrıdır. Romantik aşk, zamane psikologları tarafın­dan da kutsal olarak tanımlanmıştır. Pulitzer ödüllü psikolog Emest Becker, romantik aşkı, kendimizi “kahraman” gibi his­setme, yaşamımızın “kozmik” düzende bir anlamı olduğunu görme, bizi “bütünüyle kavrayan”, kendimizden “daha yüce bir şeyle birleşme” ihtiyacımızı karşılama yollarından biri olarak tanımlar. “Kozmik kahramanlık ihtiyacı” yaşamı doyurucu ha­ le getiren “ilahi ideaya dönüşen sevgiliye, bütün tinsel gereksi­nimlerin yoğunlaştığı kişiye odaklanır.”
Aşıklar aşklarının za­mansız ve sınırsız olduğunu sansa da, romantik aşk belli bir ta­ rihî ve kültürel bağlamda var oluyor. Aşk, bir toplumsal kurgudur. Toplumların aşkın doğası­ na dair anlayışları farklıdır; farklı devirlerin kültürleri de aşkı farklı şekillerde tanımlar. Örneğin kimi devirlerde cinsel bir ta­ rafı olması gerektiği düşünülen romantik aşk, başka devirler­ de yüce ve aseksüel bir deneyim olarak tanımlanır. Romantik aşk, yaşamın başlangıcından bu yana diğer aşk türleri arasında­ ki saltanatını kaybetmese de, evlilik için temel teşkil etme göre­ vine son yıllarda terfi etmiştir. Aşkın evlilik için yeterince sağ­ lam bir temel oluşturacağına ve evlilik boyu süreceğine dair ev­rensel bir umut söz konusudur.