Bireyselleşmiş bir lişi, ilk heyecan geçtikten sonra bile, zorluklara, hayal kırıklıklarına
ve saldırılara rağmen uzun süreli aşk ilişkileri sürdürebilir.
Bu kişiler doyumu erteleyebilir, kaygıya tahammül edebilir
ve bağımsız bir ego sahibi olmaktan dolayı memnuniyet duyarlar.
Kendilerim ötekinden ayırt edebilir ve ötekinin bağımsız kimliğinden keyif alabilirler.
Çocuksu sembiyoz özlemiyle bağımsızlık
ihtiyacı arasındaki çatışma ve ilişkinin içinde kaybolma korkusu
kendisini gösterir. Bu çatışma yetişkinlerin romantik ilişkilerinde
tüm gücüyle geri döner ve yakınlıkla bağımsızlık arasında
gidip gelme şeklinde seyreden bir yakınlık dansına dönüşür.
Bebek ancak
kendisiyle kendisi olmayanı ayırt ettikten sonra şeyleri,
yani insanları, ilişkileri ve eşyaları içselleştirmeye başlayabilir.
Bebek anneden ayrışmaya başladığında, anneye ait bazı şeyleri içselleştirir. İçselleştirilen bu öğeler, bebeğin
bağımsız iç dünyasının parçası haline gelir.
Bebek anneyi ya da anneye ait bazı
öğeleri içselleştirdikten sonra ondan ayrılmaya tahammül edebilir. Bu aşamada bebek, anneden ayrılma pratiği
yapm aya başlar. Dünyayla aşk yaşamaktadır; heyecan
doludur, giderek bağım sızlık kazanır.
Anne çocuğun bağımsızlığını teşvik
edip ihtiyacı olduğunda yardıma koşarsa, çocuk ayrılığın
keyifli ve heyecan verici bir şey olduğunu ve sevgiyi yitirmek anlamına gelmediğini öğrenir.
24-36 ay arası. İçselleştirilen
sevgi nesnelerinden oluşan iç dünyası, çocuğun tutarlı duygusal ilişkiler kurmasını, isteklerini erteleyebilmesini,
zorluklarla başa çıkabilmesini ve bağımsız bir benliğin tadını
çıkarmasını sağlar.
Çocuk bu dört aşamayı başarıyla atlattığında, “psikolojik doğum
” gerçekleşmiş olur. Bu, zorluklarla başa çıkma, bağlanma,
başkalarını kabul etm e ve ayrılığa ve çatışmalara göğüs gerebilme becerisi olan, eşsiz ve tutarlı bir özkimliğe sahip bağımsız bir kişiliğin gelişim ine yönelik ilk adımdır.
Bebeğin annesi, ünlü çocuk doktoru ve psikanalist Donald Winnicott’un
dediği gibi “yeterince iyiyse”, bebek annesinden ayrışıp bağımsız bir özkimlik oluşturmaya başlayabilir.
Kuramlar neden tanımadığımız halde hayatımız boyu tanıdığımızı zannettiğimiz bir kişinin “ayaklarımızı yerden kestiğini”, bize kendimizi
“evimizde” hissettirdiğini ve “ruh ikizimizi" bulduğumu düşündürdüğünü açıklamıyor.
Neden bütün ölçütlere göre bizim için çok daha uygun olan bir diğer kişi yüreğimizi çarptırmıyor?
Benedick:
Yüreğimi yokladım ve taştan olmadığını
gördüm;
ama gerçekten kimseye âşık değilim.
Beatrice:
Tanrıya ve soğukkanlılığıma şükürler olsun...
çünkü köpeğimin bir kargaya havlaması,
bir erkeğin aşk yeminlerinden daha
hoş gelir kulağıma.
- Shakespeare, Kuru Gürültü,