Onun yasını tutmayı kabul ettim. O artık hiç değişmeyecek. Hiçbir zaman var olmayacak, fakat hicbir zaman yok da olmayacak. Onun soframdaki tabağından, o gerekiz tuzaktan vazgeçtim ve onu gerçek bir ölüye dönüştürdüm.
Sanki aylardan beri dünya üzerinde bir seyler çatırdamaya baslamamış gibi sıkı sıkı geçmişe tutunup, duydukları coşkunun meşru olduğuna, çeklerin karşılıksız çıkmayacağına ve kadim geleneklerinin sonsuza dek yaşayacağına inanmak için çırpınıyorlardı.
Gerçekdışı bir durumdu bu. Bir kukla tiyatrosuydu. Fakat hüzünlüydü.
Belki hemen o dakika bütün anlamını yitirmiş servetleriyle kumar oynuyorlardı. Belki de hükmü kalmamış paralar harcıyorlardi. Kasalarının değeri belki de çoktan el konmuş ya da yerle bir etmek üzere yola çıkan hava torpidolarının tehtidi altındaki fabrikaların güvencesi altındaydı.
Ağırbaşlı bir şekilde sıkış tıkış dizilip ümidi, ümitsizliği, korkuyu, arzuyu, ve sevinci hissedebilmek için çırpınıyorlardı. Tıpkı yaşayan insanlar gibi.