Bu kitabın ne anlattığını az çok biliyordum, yarı otobiyografik olduğunu da. Ama Duras’ın kendini kağıdın üstüne serip kalemin ucuyla derisinin altına baktığını bilmiyordum.
“Gençliğimin küçücük bir bölümünün öyküsünü daha önce de yazdım az çok, yani şöyle bir görünmesine yetecek kadar; şimdi bu öyküden sözediyorum işte, ırmaktan geçiş öyküsünden.”
Irmağı geçiş..Başında bir erkek şapkası, ayağında yüksek topuklu, altın renkli lame pabuçlarla Mekong ırmağını geçen 15 yaşında bir kız çocuğu..Bir görüntü bu sadece, Duras’ın zihninden başka yerde olmayan..Fotoğrafı çekilmemiş alelade bir an. Sanki havada asılı duran o görüntüyü alıyor, başka görüntülerle uç uca dikiyor, yeniden cana gelsinler diye de üstlerine mürekkep döküyor.
Yoksulluktan, umudunu erkek çocuğuna bağlamış annesinin sevgisizliğinden, yalnızlıktan köşeye sıkışmış bir ruh beliriyor önce..Sonra filtresiz bir öfke başını kaldırıyor..Sonra bana hayattan bir öç alma eylemi gibi gelen ilk cinsel deneyim..
Duras’ın tüm kitaplarında olduğu gibi zaman dilimi oldukça kısa tutulmuş. Herhangi biri, havada asılı kalacak kendi görüntüsünü uzaktaki Mekong ırmağından geçirene kadar Duras her şeyi anlatıp bitiriyor.
Bu kitabı okurken Duras’ın nedametsizliğine, kendine karşı acımasız açıklığına, kendinden eminliğine özenmemek elde değil. Keşkesiz doğmuş kadın. Annesini anlatırken sevgiyi ve öfkeyi aynı anda veriş biçimi bana sık sık Annie Ernaux’u hatırlattı. Aynı kumaştan mı dikilmişler?
Çok tavsiye.
Vietnam’da onbeş yaşındayken zengin bir Çinli ile birliktelik yaşayan yoksul bir beyaz kızdan bahsediyor. Küçük kız ve erkek kardeşleri annelerini büyük bir tutkuyla sevmişler, lakin toplumun, güven ve sevecenlik dolu annelerine yaşattıkları yüzünden, üç kardeş de birbirlerine ve yaşamlarına nefret beslemişlerdir. Ancak kitap bu aşk hikayesi etrafında şekillenen bir aile dramını anlatmaktadır..
......Onu yitirmek istemiyorsam, özgür bırakmalıyım....
SevgiliMarguerite Duras · Sel Yayınları · 20171,299 okunma
Sevmesen de seni düşündüren, overthink saati yaşayabileceğin bir kitap diyebilirim sanırım...
Duras, aşkı anlatırken bir sıcaklıktan değil bir mesafeden konuşuyor. Sanki hissetmiyor da hatırlıyor ya da bir yerden hâlâ hesaplaşıyor gibi... Güç dengesizliği, yaş farkı, yoksulluk, aile baskısı… Tüm bunlar aşkı saf bir duygudan çıkarıp, daha çok bir duruma, hatta bir çaresizliğe dönüştürüyor.
Ana karakter genç bir kız ama o bildik masumiyet anlatılarından çok uzakta. Ne hissettiğini doğrudan söylemiyor belki ama satır aralarından öyle çok şey taşıyor ki...
Kendi ailesiyle, kadınlığıyla, bedeniyle, çevresiyle hatta sessizliğiyle bile savaşıyor.
Arzular var, bastırılmış öfkeler, yarım kalmış duygular... Bazı sayfalarda kendimi boşluğa düşer gibi hissettim.
Kitaba büyük bir merakla başladım. Otobiyografik tarafı da ilgimi çekti açıkçası ama sanırım beklentim biraz fazlaydı. Hikâye bana sürekli konudan konuya atlıyormuş gibi geldi. Bir bütünlük kurmakta zorlandım. Anlatım zaman zaman çok güçlüydü ama bağ kurmak benim için kolay olmadı.
Yorumlara baktığımda bu kitabı çok sevenlerin de olduğunu gördüm. Zaten ödüllü bir kitap bildiğim kadarıyla. O yüzden ; belki mesele kitapta değil bendedir. Belki yanlış zamanda okudum. Belki de o kırılmayı henüz tam olarak yaşamadım. Bilemiyorum...
Anlatıcı, hem bir kız çocuğu gibi konuşuyor hem de geçmişe uzaktan bakan biri gibi. Hem içeriden hem dışarıdan anlatıyor. Ve sanırım kitabın en çarpıcı yanı da tam olarak bu:
O ikilik hissi.
SevgiliMarguerite Duras · Sel Yayınları · 20171,299 okunma
Yarı otobiyografik kısacık bir roman.
Kopuk kopuk.
Ardarda gelen üç cümlede gelecek, geniş ve geçmiş zaman kullanarak,filmi bir ileri bir geri sarıyor sanki.
Oldukça etkileyici,şiirsel ve duygusal bir anlatıma sahip.
Kitap arka kapakta , ilk cinsel aşk,kadının bedeni üzerinde hakimiyet hakkı falan filan... gibi anlatılsada ,aslında konu bu kadar sığ değil.
Ailenin yükünü 15 buçuk yaşında üstlenmesi gerektiğini farkeden bir kız çocuğu var.
Annesine duyduğu merhamet yüzünden, kendini feda ediyor.Ancak annesi ona karşı pek de merhametli değil.
Toplum tarafından dışlanıyor,yalnızlaşıyor.
Annesinin çocukları arasında ayrım yaptığı, hayırsız büyük oğlunu korumak için kızı ve diğer oğlunu feda ettigi gerçeği ile yıllar sonra yüzleşiyor.
Ailevi psikolojik bir dram çok etkileyici bir üslupla anlatılmış.Çok beğendim.
SevgiliMarguerite Duras · Sel Yayınları · 20171,299 okunma
Marguerite Duras'ın 1984 Goncourt Ödülünü alan ve 34 dile çevrilen kitabı "Sevgili", Marguerite Duras'ın 70 yaşındayken yazdığı, duygusal yoğunlukla yalınlığın birleştiği bu roman, on beş yaşındaki yoksul beyaz 1 kızın, Vietnam'da, 1 nehir üzerinde yaptığı vapur yolculuğu sırasında, kendinden 2 kat yaşlı, zengin 1Çinliyle tanışmasının, o adamla aşkı keşfetmesinin öyküsünü ve kendi aile içi ilişkilerinde aile bireyleri ve annenin tüm bu yaşadığı durumlar içindeki genel tavrı kitaptaki en etkileyici bölümlerdi bence en iç burkan olayları anlatırken, bazı yerler vardı ki okurken bile isyan ettirdi beni, çok gerçekçiydi anlatımı durağan olsa bile...
Yazarın kendisi de, 17 yaşına kadar, 1Fransız sömürgesi olan Vietnam'da kaldığından dolayı romanda otobiyografik öğeler de bulunmaktadır. Kitabin filmi de varmış henuz izlemedim...
"Sevgili" ölmeden önce okunması gereken #1001kitap arasındadır ki yazarı okumaya devam edeceğim, kurduğu tüm psikolojik durumlar çok sarsıcıydı, herkese sağlıklı mutlu huzurlu keyifli okumalar...
Fransız edebiyatının usta kalemlerinden olan Duras’ın 1971 yılında kaleme aldığı Sevgili (L’Amant), konunun içerisinde gerçek kişilerinde geçmesi sebebiyle yüksek bir ihtimal kendi öz yaşam hikâyesinin kurgulanmış halidir.
Okumuş olduğum kitap dördüncü basım 1992 Can Yayınları çıkışlıdır. Artık sayfaları sarı değil, daha da hardal rengine dönüşmüştür. Böyle eski kitaplara olan düşkünlüğümden midir bilmiyorum? Lakin seviyorum bu durumu. Hele ki kitap arkasında bulunan 250000 TL'lik fiyat etiketi ise her tebessüme eş değer.
Yetmişli yaşlarda kaleme aldığı bu hikâye de on beş yaşındaki bir kızı hikâye etmektedir. Konu aşırı derece de sadeleştirilmiş, zaman ve mekâna aykırı halde yazılmıştır.
Anlatım tarzı birinci tekil şahıs çok nadir olarak da üçüncü tekil şahıs söze giriyor. Sade, arı bir dil ile yazılmıştır. Okuyucuyu hemen hapsedip, hikâyenin bütünlüğüne adapte ediyor. Bazı yerler de ise bunalımı beraber yaşıyorsunuz.
Hikâye edilen genç kızımızın aile içi dramı genel olarak konu edilmektedir. Annesi ve kardeşleriyle olan iletişimsizliği, sevgisizlik ile yalpalanan düşünceleri ve yalnızlığı onu başka hazlara, başka isteklere itmektedir. Dönemin buhranlı ve savaş zamanları ise kurguya destek vermiş betimlemeleri güçlendirmiştir. Ayrıca yoksulluğun da ayrı bir dert olduğunu tekrar tekrar vurgulamıştır yazar. Kardeşler arasındaki çatışmayı, kopukluğu ellili yılların vermiş olduğu tatla tatlandırmıştır.
Yetmiş yaşındaki bir yazarın on beş yaşını hikâye etmesi eminim çok zordur. Lakin yazar bu zorluğu en iyi şekilde dile getirmiş ve “1984 Goncourt Roman Ödülü’ne” layık görülmüştür.
Cholen’li sevgiliye ise diyecek bir lafım var. Madem yaşça küçük kızla beraber olmaktan korkuyorsun ne demeye bu boku yiyorsun.
Bazı bölümlerde gerçekten o yaşın kuramayacağı cümleler
SevgiliMarguerite Duras · Sel Yayınları · 20171,299 okunma
Gerçekliğin ham hali. Bu kitap tam anlamıyla somut bir nesneye dokunmak gibiydi. Süslü kelimelere yer verilmeyen ya da uzun uzadıya betimlemelerin olmadığı, her şeyin tüm açıklığıyla anlatıldığı bir otobiyografi. Fakat maalesef edebi bir yanı yok, her ne kadar bu alanda ödül almış bir kitap olsa da. Ya da benim edebi sınırlarım buna el vermedi, bilemiyorum.
Geleneksel bir ailenin bireysel kızının 15 yaşında yaşadığı ilk cinsel deneyimi ele alıyor. Abisine olan nefreti beni etkileyen bölüm oldu, bizim toplumumuzdaki kötü amca ya da dayılara benzettim açıkçası biraz. Aile açlıktan ölürken büyük abi kendi zevkinin peşine düşüp herkesi tırmıklıyor yani. Garip bir deneyim oldu benim için, cümlelerin çat çat bir tarzı var. Bir anda bitiyor bir anda başka bir şey başlıyor o karışıkla takip ediyorsun bu biraz sıkıcı oldu. Fakat mutlaka okunması gereken bir kitap mı? Asla değil. Sevgili
Duras'nın 1984'te 70 yaşında yazdığı yarı otobiyografik kitabı Sevgili. İyi ki yollarımız kesişti.
Öncelikle çok cesurca yazılmış bir metin. Korkusuzca, net cümlelerle, ne olduysa ne hissedildiyse anlatılan bir hikaye. Yazılanların gerçek olduğu da düşünüldüğünde insanın içine oturuyor. Kısa ve net cümlelerle yapıyor bunu Duras. Kitabı kapatınca içinize bir acı bırakıyor ama cümlelerinde acı acı yazmıyor. Böyle bir his.
Savaş dönemi, aile olabilmek, anne-kız ilişkisi, ilk gençlik, yoksulluk, aşk, cinsellik, toplumun genel yargıları, sosyal sınıflar, ... Minicik kitapta hepsine yer veriyor Duras.
Annie Ernaux'nun Yalın Tutku'sunu anımsadım okurken. Konular birbirinden farklı olsa da Fransız kadın yazarların bu duru dilini, kısa cümlelerle verdikleri net duyguları ve cesur kalemlerini seviyorum sanırım.
Duras'nın Sevgili'sine bir şans verin isterim. Keyifli okumalar olsun.
SevgiliMarguerite Duras · Sel Yayınları · 20171,299 okunma
Aşk kitapları çok ilgimi çekmez, çünkü bana göre aşk okunmaz, yaşanır ama bu kitaba hayran kaldım. Hiç bu kadar güzel bir aşk hikâyesi okumadım. Haklı yere ödül almış bir kitap...
SevgiliMarguerite Duras · Sel Yayınları · 20171,299 okunma
Sevgili / Marguerite Duras
“ Aklım tümüyle başımdayken çıldırıverdim.”
Yetmişli yaşlarında bir kadının hatıra fotoğraflarla on beş yaşına geri dönmesi ve ilk aşkını hatırlaması üzerine kurulu bir metin. Aile, cinsiyet, savaş ve sömürge temaları da fonda yoğun bir şekilde hissediliyor.
Yazarın otobiyografik özellikteki eseri Goncourrt ve İngilizce’de Yayınlanan En İyi Roman ödüllerine lâyık görülmüş, dünya çapında satış rekorları kırmış, beyaz perdede de çok ses getirmiş; ancak ben çok sevemedim ne yazık ki. Yazarın adeta sayıklar gibi tam bir duygu gelgitleri içerisinde olduğunu hissettirdi bana.
Eserlerinde gördüm ki Duras libidosu çok yüksek bir kadın. Cinsiyet kavramı o kadar ön planda ki yer yer alt metin ne kadar vurucu da olsa gölgede kalıyor.
Ben sevmesem de ödüller konuşuyor :) En iyisi okuyup siz karar verin
SevgiliMarguerite Duras · Sel Yayınları · 20171,299 okunma
Marguerite Duras, Fransız yazardı.
1914'te Saygon yakınlarındaki Gian-Dinh'de doğdu. Fransa'ya döndüğü 1932'ye kadar çocukluğu ve ilk gençliği Vietnam'ın çeşitli bölgelerinde geçti. Felsefe ağırlıklı lise diploması aldı; hukuk, matematik ve siyasal bilimler alanlarında öğrenim yaptı. 1943'te ilk kitabı yayımlandı: Les Impudents (Saygısızlar). Aynı yıl Direniş Hareketi'ne katılıp François Mitterrand'la aynı hücrede çalıştı. 1944'te kocası Robert Antelme tutuklanıp toplama kampına yollandı. Bu dönemi daha sonra La Douleur (Acı) adlı kitabında anlatacaktır. Aynı yıl Fransız Komünist Partisi'ne üye oldu; 1950 sonlarında partiden ayrıldı. 1955'te yayımlanan Le Square (Alan) adlı kitabı "alt-konuşma" tekniğine çok yakın bir yazı cinsinin doğuşuna damgasını vurdu. 1955-60 arasında Cezayir Savaşı ve De Gaulle rejimine karşı mücadele verdi. Makale ve röportajlarında toplumun dışına atılmış insanlarla ilgilendi (örneğin "Orange'lı Nadine", [Yeşil Gözler, Metis, 1990). 1958'de yayımlanan Moderato Cantabile'nin tirajı beş yüz bini buldu. 1959'da senaryosunu yazdığı Hiroshima mon amour (Hiroşima Sevgilim) Alain Resnais tarafından filme alındı. Tiyatrodaki ilk başarısını 1965'te sahneye konan Une Journée Entière Dans les Arbres (Bütün Gün Ağaçlarda) piyesiyle yaşadı. 68 olaylarına etkin olarak katıldı, Öğrenci-Yazar Eylem Komitesi'nde yer aldı. 1969'da ilk filmini çekti: Détruire dit-elle (Yıkmak, Dedi Kadın). Bu dönemle birlikte ve özellikle 1970'te L'amour (Sevgi) adlı kitabının yayımlanmasından sonra yazısı sinemanın hizmetine girdi; metinlerinin başlığında "metin-tiyatro-film" ibaresi görülmeye başladı. 1975'te India Song'u çekti. Bu filmde "metin dışı sesler" ilk defa bu kadar ağırlığını hissettiriyordu. 1980 yazında yeniden edebiyata döndü. Bu dönemin ilk kitabı L'été 80'dir (80 Yazı). 1982'de Ölüm Hastalığı (La Maladie de la mort), 1983'te Sevgili (L'amant) yayımlandı. Bunları 1987'de Emily L., 1990'da La Pluie d'Eté (Yaz Yağmuru) izledi. Duras, Ekim 1988-Haziran 1989 arasını hastanede koma halinde geçirdi.