Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, kralların şanlı egemenliği altında, adalet dediğimiz ya metelik etmeyen aşağılık bir şeydir ya da iki çeşit adalet vardır yeryüzünde: Biri yaya giden, yerlerde sürünen, sağa sola sapmasın diye birçok bağlarla sıkı sıkı bağlanan yoksul halka uygun zavallı bir adalet; öteki de canının istediğini yapanlara, yasalarla sınırlanmayanlara, yüksek mevkide olanlara uygun, pek şahane bir adalet.
Dolayısıyla bir şey eskiye ya da geçmişe ait olduğu için mutlak surette ne iyi ne de kötü olabilir. İslam'ın ilkeleri, kendi ölçülerinden kaynağını alır.