Ey fani! Fakir ol!
Ne ettir seni doyuran ne de kandır sana hayat veren. Her yerde olan, fakirlik açlık ya da açıklık değildir. Fakirlik para ve altına sahip olmama değildir. Fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir. Fakirlik “düşünmeden” geçirilen gecedir. Fakir ol ki, yaratılanı hakir görmeyesin!
Dostlar! Ben terk ediyorum her şeyi. Hiçliğe yürüyorum. İnsan derdini taşımayan insandan kaçıyorum. Gariplerin, ezilenlerin, kölelerin ve dertlilerin gönlünü okşamak için gidiyorum. Canımı bir cana, damar damar eklemek için gidiyorum. Benlik güden insanlardan bıktım. Sevgiliye yakın olmaya gidiyorum. Dünyaya tapan soysuzlardan yüzümü çevirdim. Aşık olmaya gidiyorum, av olmaya...
Ah dünya! Seni nasıl anlatayım sana? Helalinde hesap var, haramında ceza. Allah'ım dualarımla sana yaklaştığımdan çok kalbime söz geçiremediklerimden dolayı bağışla yüreğimi!
Onunla denk geldiğimizde her şey için
çok geçti.
Yaşanacak her şey yaşanmış.
Bitmemesi temenni edilen tüm duygular bitmiş, güven duygusu başka başka insanlarda ziyan olmuştu.
Renk renk çiçekler yapraklarını dökmüş,
ılık bir sonbahar havası hâkimdi.
Aynı hisleri, aynı duyguları paylaşan, ama birbirine geç kalan iki insandık.
Ona bakarken kendimi görüyordum.
Belki de o sebepten onu bu denli seviyordum.
Uzaklara, çok uzaklara gitme isteği uyandırıyordu bende.
Yüzü güldüğünde ise çocuklaşıyordum.
Elini tutup götürmek istiyordum onu.
Caddelerde koşmak, salıncakta sallanmak, şarkılar söylemek, şiirler okumak, yemekler yapmak, dizinde uyumak istiyordum elini hiç bırakmadan...
Kalp ritimlerim değişiyordu onunla bu hayalleri kurarken bile.
Elimi tutsa...
Elimi sıkıca tutsa, benimle gelse delirirdim sanırım, mutluluktan...
Ama dedim ya, sevmek, birbirini tamamlamak yetmiyor bazen.
Ona bakarken asla biz olamayacağımız aklımın hep bir köşesinde yer etmişti.
Bir gün elimi sıkıca tuttu.
Gözlerimin içine baktı.
Yuva gibi, baba gibi, dağ gibi, deli bir âşık gibi baktı.
Avcumun içinden öptü ve dilinden şu cümleler döküldü;
İzzet Günay'ın Türkan Şoray'a dediği gibi…
Sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık.
Eliza Pr Mia
Başını kaldır da bir bak, senin gözlerinden kendini görmek isteyen yıldızlara, aya…
Başını kaldır; cennette sınır yok, sınırların hepsi dünyada…
O Ehad'dır.
Bütün yarattıkları *Ol!* emrinden ibarettir. Nurundan nurunu yarattı, o nur ile âlemleri yarattı ve donattı. O'ndan başka müstakil vücud yoktur. Vücud nurunun zerrelerinin zuhur mahallidir, O'ndan başka ilâh yoktur.
سْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Göklerde ve yerde olanların hepsi; mülkün sahibi, mukaddes, azîz, hakîm olan Allah'ı *tesbih* ederler.
(Cum'a: 1)
Veren Allah, alan Allah
>>> Gördüğün vekildir
Görmediğin Allah <<<
O Hayy ve Kayyûm'dur. O yaratıyor, her şey O'nunla kâimdir. Amma O'nu görmediğin için yaratılanlarda kaldın.
Göklerin ve yerin anahtarları O'nun yed-i kudretindedir. Yaratmak da emretmek de yalnız O'na mahsustur.
Allah'ım! Nurlarının Denizi, esrarının menbaı, inayetinin ta kendisi, hidayetinin güneş'i, mülk ve saltanatının nuru, vilayetinin emniyeti, muhabbetinin dili, yakınlarının önderi, mahlukatın en hayırlısı, mahlukatın içerisinde sana en sevimli olan kulun, habib'in ve kendisi ile peygamber ve resulleri sonlandırdığın ümmi peygamberin Muhammed'e, yerlerde ve göklerde ki mukarrep meleklerine -Allah hepsinden razı olsun- salat eyle! Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Ya Halim!. Sen ki cezalandırmakta acele etmez af yolunu tutarsın. Sen ki karşıma gazabından çok rahmetini çıkarırsın pişman olayım diye fırsat tanırsın. Sen ki nefsimdeki zillet karanlıklarını incitmeden temizlersin. Mahcup olmayayım diye eksikliklerimi örtersin. Sen ki her nefesi tatlı bir dokunuş eyleyip beni nezaketle yaşatırsın. Gaflet ve unutkanlığıma rahmetinin tebessümüyle bakarsın. Sonsuz hilmine sığınırım
Ya Müzill!. Sana boyun eğişim en tatlı sevincimdir. Senin kapına gelmeyen sonsuz çaresizlikler