İstekte bulunurken inanç olmazsa olmazdır. Bir şeye ikna olduğunuzda kalbimiz enerjiyi beyninize kıyasla 5000 kat daha güçlü şekilde yayar ve büyük bir bağlılıkla en uygun rezonans alanını oluşturur. DNA'mız da kalbimizin en derininde inandığımız şeyler aracılığıyla diğerleriyle iletişim kurar.
Ama 'o ya da bu şekilde' isteğimizin gerçekleşeceğine ikna olmazsak ne olur? Çoğu zaman çok yoğun ve ayrıntılı bir şekilde istekte bulunduğumuza inanırız ama sınırlarımız ve isteklerimizin gerçekleşmemesi hakkında da imgeler ve düşünceler oluşturduğumuzu fark etmeyiz.
Ama bu imgeler de aynı şekilde yaratıcı sürecin parçasıdır. Kendi sınırlarımızı yaratır ve gösteririz. Hayatımıza bu sevmediğimiz şeyleri çekeriz. Yoksunluk üzerine bir rezonans alanı inşa eder ve bu şeyleri hayatımıza çekeriz.
Kendinizi uyumlu hale getirdiğiniz tüm enerjiler rezonans sisteminizi harekete geçirir ve sonuç olarak farklı duygular uyandırır. Ahenkli bir müzik dinlerseniz ya da yapıcı bir kitap okusanız ruh haliniz de daha sakin, rahat, huzurlu ve uyumlu hale gelir.
Yani bu dramalara, dünya savaşlarına, kıtlıklara, ölüm kalım mücadelelerine sadece doksan dakika boyunca maruz kalmayız. Eğer bu tür filimleri, haberleri ya da doğal afet ve kıtlıkla ilgili programları sık sık izliyorsak, kendimize kıtlık, yoksulluk, endişe, sıkıntı ve kaygıyla dolu büyük bir rezonans alanı yaratıyoruz demektir.
Ama duygularımız hayal gücünü ve gerçekliği ayırt edemez. Bilinçaltımız bu deneyimleri anı olarak depolar ve gelecekte kullanacağı bilgileri bu deneyimlerden hareketle oluşturur.