"Böyle mi olsun istemiştin? Hayalini yaşıyor musun bari?"
"Nora, uzatmayalım. Yat su lanet olası yatağa."
"Mutlu musun, Dan?
"Kimse mutlu değil, Nora."
"Mutlu olanlar var. Eskiden mutluydun. Burdan söz ettiğinde ne kadar neşelenirdin. Yani bu pub'dan sonra. Sahibi olmadan önce. Hayal ettiğin hayat buydu. Hem beni hem de burayı istemiştin ama buna rağmen sadakatsizlik edip sünger gibi içiyorsun ve görünüşe göre benim kıymetimi ancak hayatından çıktığım zaman anlıyorsun ki bu hiç iyi bir özellik değil. Benim hayallerim ne olacak?"
" Seni seviyorum Dan. İstediğinde çok iyi bir insan olabiliyorsun. Anneme karşı çok iyiydin. Geçmişte... Yani şimdi de harika sohbetler ediyoruz. Ama ulaşmak istediğimiz yeri çoktan geçtiğimizi hissetmedin mi hiç? Değiştiğimizi?"
Nora yatağın kenarına oturdu. Dan'den olabildiğince uzağa.
"Hayatında olduğum için kendini şanslı hissettiğin oluyor mu hiç ? Düğünden iki gün önce seni terk etmeye ne kadar yaklaştığımın farkında mısın? Düğüne gelmemiş olsam, şu an ne berbat bir durumda olacaktın bunu biliyor musun?"
"Ya? Öyle mi? Kendini bayağı bir önemsiyormuşsun meğer, Nora."
"Önemsemeyeyim mi? Yani, herkesin önemsemesi gerekmez mi? Kendini önemsemenin neresi yanlış? Üstelik , doğruyu söylüyorum. Whatsapp'tan bensiz ne kadar berbat bir hayatın olduğuna dair mesajlar atıp durduğun başka bir evren var. O evrende bana mesajlar atıp sesimi duymayı özlediğini söylüyorsun."
Dan önemsemez bir tavırla, gülmekle homurdanmak arası bir ses çıkardı. "Ama şu an sesini özlediğim pek söylenemez."
"Sende benimle gelebilirsin," demişti Nora. "Sözleşmeyi imzalarsam. Her yere beraber gideriz."
"Üzgünüm Nora. Ama bu senin hayalin benim değil."
Onun Oxfordshire'da doğaya yakın bir yerde pub açma hayalini -düğünden önce- kendi hayali gibi benimsediğini bilerek, şimdiki aklıyla, bunu hatırlamak daha da acıydı.
Dan başından beri aslında Nora için endişelendiğini söylemişti: Nora grupla birlikteyken, bir sahnenin yakınından bile geçse panik atak geçirir olmuştu. Ama şimdi düşününce, biraz yönlendirici bir endişeydi bu.
Rafta bir National Geographic vardı.
O derginin kapağına -bir kara delik resmine- bakarken, aslına kendine baktığını fark etti. Bir kara deliğe. Can çekişen, kendi içinde çöken bir yıldıza.
"Bizi yaratan şey baskıdır ama. İlk başta kömürsündür, basınç sayesinde elmas olursun."
Nora, Neil'ın elmas hakkındaki yanlışını düzeltmedi. Kömürün de, elmasın da karbon olduğunu ama kömürün hiçbir basınç altında elmasa dönüşmeyecek kadar katışıklı bir karbon olduğunu söylemedi. Bilimsel olarak, kömürseniz kömür kalırdınız. Belki de hayattan alınması gereken esas ders buydu.