Senin daha bir haftadır tanıyorum, seni sevdiğimi söylemek için daha çok erken olabilir; ama herhalde yarına sağ çıkamayacağım için, o da çok geç olacak.
Oysa insanların en büyük deliliği de bu, yani sevgi. Sen bana bir sevgi öyküsü anlattın. Annenle babanın senin için en iyisini istediklerini içtenlikle inanıyorum, ama onların sevgisi senin yaşamını neredeyse mahvetmiş. Anneannemin duvarındaki tablonun madonnası da yılanı çiğniyorduysa, o zaman sevginin de iki yüzü var demek oluyor.
Ufak tefek kusurlarının üstesinden gelmeyi başarmış, ama yaşamsal önemi olan konularda yenilgiye uğramıştı. Başına buyruk bir kişi olduğu havasını yaratmayı başarmıştı, ama aslında çok derin bir arkadaş özlemi vardı.
"İyileştim mi?"
"Hayır. Siz farklı bir insansınız, ama herkes gibi olmak istiyorsunuz. Bu da bana kalırsa ciddi bir hastalıktır."
"Farklı olmayı istemek, bir hastalık mı?"
"Evet, kendinizi herkes gibi olmaya zorlarsanız öyle. Nevrozlara, psikozlara, paranoyaya yol açar. Doğayı çarpıtmakıtır bu, Tanrı'nın yasalarına karşı gelmektir; dünyanın bütün dağlarında, ormanlarında, bir tek yaprağı bile bir başkasının tıpkısı olarak yaratmamıştır Tanrı. Oysa siz farklı olmayı delilik sanıyorsunuz, onun için Villette'te kalmayı yeğlediniz, çünkü burda herkes farklı ve böylece siz kendinizi herkes kadar normal görüyorsunuz. Dediklerimi anlıyor musunuz?"