Bir şeylere inanarak yaşamaktan her fırsatta kaçıyoruz. Bütün günümüzü tetikte geçiriyor, gece olunca da gönülsüzce dualarımızı edip kendimizi belirsizliklerin içine atıyoruz. Yaşamaya, hayatımızın mevcut haline saygı göstermeye ve değişme olasılığını inkar etmeye kendimizi o kadar inatçı ve içten bir tavırla adıyoruz ki! Tek seçeneğimizinse bu olduğunu söylüyoruz fakat bir çemberin merkezinden çevresindeki noktalara çizilebilen doğrular kadar fazla seçeneğe sahip olduğumuzu göremiyoruz. Aslında her bir değişim, üzerinde düşünülmeyi hak eden bir mucizedir ancak yaşanılan her anda gerçekleşen bir mucizedir.
Halbuki biz adaletin önünde sonunda tecelli edeceğini söylerken, son’un sandığımızdan çok daha uzak ve sandığımızdan çok daha zor tahmin edilebilir bir yer olduğunu unutuyorduk.
kaybolmak tüm varlığınla orada bulunmaktır ve tüm varlığınla orada bulunmak, belirsizlik ve gizem içinde kalabilme kapasitesi gerektirir. Dolayısıyla, kimse kaybolmaz aslında; insan ancak kendisini kaybedebilir. Bu bilinçli bir tercihtir, seçilmiş bir teslimiyet ve coğrafya aracılığıyla ulaşılan ruhani bir tasarruftur.