Kendini kaybetmek, sadece keyif veren bir teslimiyet değildir; kendi kollarında kaybolup gitmek, kendini dünyanın akışına bırakmak, tüm varoluş kaygılarından bağımsız bir biçimde akan zamanın içinde erimek demektir. Ancak böyle bir durumda, o zaman dilimini kuşatan her şey geriye çekilebilecektir.
İstediğimiz şeyler, esasen dönüştürücü niteliği öne çıkan ayrıntılarla yüklüydü ama biz dönüşümün öte yanında ne bulunduğunu bilmediğimiz halde bildiğimizi sanıyorduk. Sevgi, bilgelik, zarafet, ilham... Benliğin sınırlarını bilinmeyene doğru genişleten, bizi başka biri haline getirme ihtimali son derece güçlü olan bu unsurları aramaya nereden başlayacaktık ki?