İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.
Çok güçlü bir his olması gerekmez, o hayal kırıklığını tam anlamıyla hissettiğin anda buraya dönersin. O his bazen yavaş yavaş, bazen de bir anda gelir. Gelmediği takdirde olduğun yerde kalır ve haliyle, kalmaktan mutlu olursun. Bu kadar basit. Şimdi: Daha farklı yapmış olmayı istediğin bir şey seç, ben de sana o kitabı bulayım. Yani, hayatı.
Peki bu hayatlar ne zaman bitiyor?”
“Birkaç saniye sonra da olabilir. Birkaç saat de. Günler sonra da olabilir. Aylar sonra da. Ya da daha fazlası. Cidden yaşamak istedigin bir hayatı bulursan, yaşlanıp ölünceye kadar onu yaşarsın. Bir hayatı yaşamayı cidden çok istersen, kaygılanmana gerek yok. Başından beri o hayatı yaşamışsın gibi orada kalırsın. Çünkü bir evrende, zaten hep oradaydın. Tabiri caizse, o kitabı kütüphaneye iade etmene gerek kalmaz. Ödünç değil, hediye almış gibi olursun. O hayatı yaşamayı istediğin, yürekten istediğin an, şu an kafanın içinde olanlar, Gece Yarısı Kütüphanesi de dahil, sonunda belli belirsiz ve soyut, anı bile denemeyecek bir anıya dönüşür.”