Bu kitabı aslında iki farklı kitap arasında sıkışıp kalmış haldeyken, hangisini alacağımı bilemezken bir arkadaşıma danışıp onun seçimiyle almıştım. Şimdi dönüp baktığımda, bu küçük kararsızlığın bile kitabın ana fikriyle yaratımın belirsizlikle ve riskle kurduğu o tuhaf akrabalıkla ne kadar uyumlu olduğunu görüyorum. Ama yine de söylemeliyim: Böyle bir kitabı “incelemek” aslında pek haddime değil. Çünkü May, bir terapi odasına kaç insanın hikâyesini sığdırmışsa, bu kitabın içine de o kadar insanın kırılganlığını, cesaretini ve varoluş sancısını yerleştirmiş May’in kitabı lineer bir tez yürütmez; daha ziyade bir dizi temasal deneme olarak okunmalı. Önemli odak noktaları:Yaratma eyleminin psikodinamiği (kaygı, çatışma, yönelim)Yaratıcının içsel dünyası (benlik, özgünlük, kendilik inşası)Toplumsal bağlam (kültür, kurumsal baskı, kitleselleşme)Etik-siyasi sonuçlar (yaratmanın sorumluluğu, sanatın toplumsal işlevi)
Bu bölümlerde May sık sık örneklere, mitlere ve felsefi göndermelere yer verir; kitabı okumak, aynı zamanda bir okuma pratiği gerektirir anıtsal pasajlar ideolojik çerçevelerle doludur ve her okuma katmanı farklı bir perspektifi öne çıkarır.Üslubu, ilk bakışta bir psikoloji kitabının soğuk düzenini çağrıştırsa da, aslında oldukça sıcak, hatta yer yer edebi bir damara sahip. O, yaratıcı eylemi bir yetenek ya da entelektüel bir ayrıcalık olarak değil; insanın dünyaya kök salma biçimi olarak anlatıyor. Ona göre yaratıcılık, sadece sanatçıların değil, yaşama tutunan herkesin gündelik mücadelesiyle ilgili. Ve bu noktada, ister istemez, May’ın düşünce çizgisinde Nietzsche’nin izleri beliriyor.
Nietzsche’nin “yaratım ancak eskiyi yıkmaktan doğar” fikriyle May’ın “yaratma ancak kişinin kendi kaygısıyla yüzleşmesiyle mümkündür” düşüncesi neredeyse aynı ruhu taşır. May,