Saliha Avcı

Uyumsuz
Puan vermedi·160 syf.··
2024 5. kitabı
Camus, insanların hayata anlam yükleme çabası ile bu anlamı sağlayamayan evrensel “absürdlük” arasında sıkıştığını savunur. Hayallerimiz, beklentilerimiz, geleceğe dair umutlarımız çoğu zaman bu absürt gerçeklikle yüzleşemeyebilir. Bu noktada Camus’nün felsefesinde “absürd” kavramı, ne yalnızca dünyanın sessizliğinde ne de yalnızca insanın arayışında bulunur; ikisinin karşılaşmasından doğar. İnsan varlığının merkezinde, cevap bulmak isteyen bir bilinç; evrenin merkezinde ise suskunluk vardır. Camus, bu durumun insanda derin bir kriz yarattığını belirtir: Anlam arayışı ile anlamın yokluğu arasındaki gerilim, bireyi ya nihilizme ya da intihara sürükleyebilir. Ancak Camus, bu noktada cesur bir öneri getirir: “Yaşamak, absürtle barış içinde var olmayı seçmektir.” Bu, bir kaçış değil, bilakis yüzleşme hâlidir. İntiharı reddeder; çünkü intihar, absürdün yarattığı sorunu çözmek değil, varlığın kendisini ortadan kaldırmaktır. Bu noktada Sisifos miti devreye girer. Tanrıların cezalandırdığı Sisifos, sonsuza kadar bir kayayı tepeye yuvarlamaya mahkûmdur; kaya her seferinde aşağı yuvarlanır. Camus’ye göre Sisifos’un durumu, insanın varoluşsal durumunun metaforudur: Yorulmak bilmeyen çabalar, tekrarlar, anlam arayışının boşa çıkması… Buna rağmen Sisifos’un yüzünde bir özgürlük parıltısı vardır. Çünkü o, kendi yazgısını fark etmiş ve onu kabullenmiştir. İşte bu noktada Camus şu ünlü cümleyi kurar: “İnsanın yüceliği, kaderini taşırken dahi mutluluğu bulabilmesindedir. Sisifos’u mutlu olarak tasavvur etmek gerekir.” Dolayısıyla Camus, hayatın bizim hayallerimizdeki gibi olmayabileceğini, beklentilerimizin sık sık boşa çıkabileceğini söylerken karamsarlığa saplanmaz. Tam tersine, hayatın absürtlüğünü kavramanın bir özgürleşme sunduğunu öne sürer. İnsan, anlam arayışının sonuçsuz
1000Kitap
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202011,3bin okunma
Reklam
Aşk ve Gurur ve Zombiler
Puan vermedi
Jane Austen’ın zarif kaleminden çıkan Gurur ve Önyargı, 19. yüzyıl İngiltere’sinin sosyal yapısını, aşkı ve sınıf çatışmalarını incelikle işlerken; Seth Grahame-Smith’in kalemiyle bu klasik esere zombiler ekleniyor ve ortaya Aşk ve Gurur ve Zombiler çıkıyor. Bu eser, Austen’ın orijinal metnini büyük ölçüde koruyarak, üzerine zombi istilası gibi fantastik öğeler ekleyen bir “edebi mash-up” örneği sunuyor. Kitap, Austen’ın özgün metnini temel alarak, zombilerle dolu alternatif bir İngiltere tasvir ediyor. Elizabeth Bennet ve ailesi, sadece sosyetik beklentilerle değil, aynı zamanda zombilerle de mücadele ediyor. Bu bağlamda, Elizabeth’in karakteri daha da güçleniyor; o artık sadece zeki ve bağımsız bir kadın değil, aynı zamanda usta bir savaşçı. Grahame-Smith’in eklemeleri, Austen’ın metnine kara mizah ve absürt öğeler katıyor. Not: Eserin film uyarlaması da mevcut olup, kitapla birlikte değerlendirilmesi, hikayenin farklı yönlerini keşfetmenize yardımcı olabilir.
1000Kitap
Aşk ve Gurur ve ZombilerJane Austen · Domingo Yayınevi · 2016583 okunma
Puan vermedi
Birbirine dolanan hayaller yumağıdır hayatımız. Kim Bağışlayacak Beni, Birhan Keskin’in şiirsel dünyasında kaybolmak isteyenler için güçlü bir eşlikçidir. Onun şiirleri, okura yalnız olmadığını hissettirirken aynı zamanda içsel bir aynaya bakma cesareti de sunar.
1000Kitap
Kim Bağışlayacak Beni?Birhan Keskin · Metis Yayıncılık · 20205,6bin okunma
Puan vermedi·260 syf.··
2025 15. kitabı
Bir jeolog, bir bilim insanı olmanın ötesinde Celal Şengör, bu kitapta kamusal aydın kimliğini ortaya koyuyor. Kitap, ismini de aldığı şu cümleyle bir manifesto gibi başlıyor: “Senin cahilliğin benim yaşamımı etkiliyor. Çünkü demokrasi denen sistemde senin oyunla benim oyum eşit.” (s. 15) Bu cümle, kitap boyunca tekrar tekrar yankılanan temel bir kaygının ifadesidir: Cehaletin sadece bireysel bir sorun değil, toplumsal yapının bütününü tehdit eden bir sorun olduğu. Şengör’e göre, bilimsel düşünceden uzaklaşmış bir toplum, sadece bilim üretmemekle kalmaz, aynı zamanda kendi içinde yaşanabilir bir düzen de kuramaz. Kitap boyunca pek çok tarihsel örnek, bilim tarihinden kesit ve özellikle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte bilgiye bakışın değişimi ele alınıyor. Şengör, aydınlanma tarihini yalnızca Batı’dan ithal bir model olarak değil, insanlığın ortak birikimi olarak görüyor ve bu birikime sırtını dönen toplumların çöküşe mahkûm olduğunu savunuyor: “Cehalet sadece bir eksiklik değildir; bir saldırganlıktır. Çünkü cahil kişi, bilgisini sorgulayamadığı için, yanlışta ısrar eder.” (s. 59) Bu yaklaşım, bilginin sadece öğrenilmesi gereken bir şey değil, karakterin ve toplumsal sorumluluğun da bir parçası olduğunu gösteriyor. Şengör’ün bilim tarihine yaptığı göndermeler yalnızca ansiklopedik bilgi aktarmaktan ibaret değil; okuru sorgulamaya, düşünmeye ve pozitif akıl yürütmeye teşvik ediyor. Kitabın bir diğer çarpıcı yönü, düşünce dünyamıza hâkim olan “otoriteye biat” eğilimine karşı verdiği mücadeledir. Ona göre eleştirel düşünce, yalnızca akademik çevrelerin değil, sokaktaki vatandaşın da ihtiyacıdır. Aksi halde, dogmalara teslim olmuş toplumlar ilerleme yerine gerilemeye mahkûmdur: “Bize düşünmeyi değil, itaat etmeyi öğrettiler. Oysa bilim, soru sormakla
1000Kitap
Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı EtkiliyorCelâl Şengör · Masa Yayınları · 20233,906 okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2025 14. kitabı
“İnsan”ı kutsallıkla yeniden düşünmeye davet ediyor. Dücane Cündioğlu, modern zamanlarda değeri araçsallaştırılmış insan kavramını, kadim geleneğin ışığında, itibarını iade ederek yorumluyor. Şu cümlesi, eserin genel ruhunu adeta özetler nitelikte: “İnsan olmak, bir kudreti değil, bir emaneti yüklenmektir.” Bu yaklaşım, Cündioğlu’nun insanı yalnızca düşünen bir varlık olarak değil, sorumluluğun ve emaneti taşımanın bilincine ermiş bir varlık olarak konumlandırdığını gösteriyor. Ona göre insan, evrende sadece bir tür değil, bir şahit, bir tanık, hatta bir hakikat taşıyıcısıdır. Cündioğlu’nun üslubu, yalın bir akademik netlikle tasavvufi bir sezginin iç içe geçtiği bir tarzı benimser. Her cümle, okuyucuyu durmaya, düşünmeye ve kendi iç dünyasına dönmeye davet eder. O, açıklamak için yazmaz; düşündürmek için yazar. Bu nedenle Hz. İnsan sadece okunacak değil, üzerinde düşünülerek içselleştirilecek bir metindir. Kitabın bir yerinde şöyle der: “Anlamak bir bilgi işi değil, bir varoluş biçimidir.” Cündioğlu, modern bireyin kaygılarına, arayışlarına ve içsel yorgunluklarına da temas eder. Onun yaklaşımı bir öğretici gibi değil, bir yol arkadaşı gibidir. Bilgece bir tevazu ile konuşur; okuyucuyu bilgisiyle ezmez, aksine birlikte düşünmeye davet eder. Zaten Hz. İnsan’ın temel vurgularından biri de budur: İnsanın yolu, birlikte aramaktan, birlikte sormaktan geçer. Sonuç olarak Hz. İnsan, insan olmanın sadece bir doğumla kazanılmadığını, her an yeniden inşa edilen bir hakikat olduğunu hatırlatır.
1000Kitap
Hz. İnsanDücane Cündioğlu · Kapı Yayınları · 20252,969 okunma
Reklam