İyi niyetle kötü davranan ama bunun farkında olmayan insanlardan oluşan bir toplumuz. Niyetimizde kötülük yok. Fakat tarihsel olarak kültürümüz denetim odaklı korku kültürü olarak geliştiği için çocuğun özünü geliştirmek yerine, onun davranışlarını kontrol etmeye, denetlemeye niyet etmiş, önem vermişiz. Çocuğu geliştirip özgür bir birey olması için çabalamak yerine kalıplayıp emir kulu yapmaya çalışmışız. İşte bu yüzden farkında olmadan çocuklarımızın canını yakıyoruz ve yakmaya da devam ediyoruz.
...peki bir kişi tüm emeğinin boşa gittiğinin farkına anca ölün döşeğinde varırsa?
Derin bir sessizlik oldu.
İnanın hiç uzak değil. Elbet kişinin başına böyle bir an gelebilir. İşte hayatın o noktasında artık numara çekemiyorsun. Ömrünün son anında şunun farkına vardığını düşün; “Ben aslında hiç yaşamamışım ki.” Dahası bunu da o an idrak ediyorsun. Bence mecazen de olsa cehennemin kapısı işte o zaman açılıyor, yani içindeki cehennemin.
Bu ülkede içindeki çocuk utanca boğulmuş ve bunalmış o kadar insan var ki! Ben onlara “yetişkin çocuklar” diyorum. İçi çocuk ama bedenen yetişkin... Bunlar kötü insanlar değiller ama her türlü kötülüğü de yapabilirler.
Çocukken içinde yetiştiğimiz ortamın etkisi bütün hayatımız boyunca sürer. Kişinin içinde yetiştiği ortamda bu doğuştan gelen nüveye, hisse önem veriliyorsa o da önem vermeye, saygı duymaya başlar ve bu hissi geliştirip bir bilince, farkındalığa dönüştürür. Çocuğun içinden getirdiği bu öze kıymet verilmediği zaman o da kendine kıymet vermemeyi kendini önemsememeyi öğrenir.