Geçenlerde bir makalede denk geldim; “Bir sürü kitap okuyoruz ama okuduklarımızın hepsi aklımızda kalmıyor, o halde niye okuyoruz? diye soruyordu. Şöyle bir cevap verilmişti orada; “Çünkü bir kitap, bir roman, bir hikaye, bir şiir okuduktan sonra okuduklarımız aklımızda kalmasa bile asla aynı insan olmayız.”
Türkiye’de nasıl ki tamir edilmemiş bir musluk damla damla milli serveti harcıyorsa, kapanmamış bir ampul onu kapatmayan kişi farkında olsa da olmasa da milli serveti boş yere harcıyorsa, gelişmesine önem verilmemiş her çocuk da milli servete ihanettir. Bence her bir vatandaşın çözüm üretmek yerine şikayetle harcadığı her dakika, her an da damlayan musluk gibi. O nedenle karşımdaki kişi sorunu anlayıp çözüm üretme değil, bir şikayet tavrı içerisindeyse derin bir nefes alıp yutkunuyorum. O kişi hayatını israf ettiğinin farkında değil. Ne yazık ki farkında olmadığının bile farkında değil.
İyi niyetle kötü davranan ama bunun farkında olmayan insanlardan oluşan bir toplumuz. Niyetimizde kötülük yok. Fakat tarihsel olarak kültürümüz denetim odaklı korku kültürü olarak geliştiği için çocuğun özünü geliştirmek yerine, onun davranışlarını kontrol etmeye, denetlemeye niyet etmiş, önem vermişiz. Çocuğu geliştirip özgür bir birey olması için çabalamak yerine kalıplayıp emir kulu yapmaya çalışmışız. İşte bu yüzden farkında olmadan çocuklarımızın canını yakıyoruz ve yakmaya da devam ediyoruz.