Avşar Beyi

Avşar Beyi
@Avsarbek
"Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-u cihândır, Fıtrat değişir sanma.. Bu kan yine o kandır!"
Merakın Sınırları ve Bir Çekince
Fakat bilim açık olmalıdır; aksi takdirde, Feyerabend'in ustalıkla belirttiği gibi, üyeleri için elitist, totaliter ışımasını halka geri yansıtan bir din haline haline gelir.
Sayfa 11 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bilim
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Ba'demâ, Elçimiz Ok ve Lâfımız Kılıçdır!"
Yenişehir'den sonra Beypazarı'na ulaşıldığında, Karaman(Konya) Eyâleti Vâlisi Şehzade Mustafa, emri altındaki kuvvetlerle geldi ve babasının elini öptü. Konya'ya, Şehzade Mustafa ile birlikte giren Fatih Sultan Mehmet Hân, Mevlânâ Dergâhı'nda duâ ve niyâzda bulunduktan sonra, yoluna devam etti. Tokat yakınlarındaki Kazova mevkiinde, Amasya Vâlisi Şehzade Beyâzîd'in arzusunu kırmayarak, oradan Amasya'ya yöneldi ve bu Yeşilırmak beldesinde kısa bir mola verdi. Şehzade Beyâzîd'in Yeşilırmak kıyısındaki sarayında kalan Fatih Sultan Mehmet Hân, burada, doğumunu haber aldığı, fakat bir türlü kendisini göremediği, üç yaşındaki torunu Şehzade Selîm'i ilk def'a kucağına alıp kokladı. Bu Amasya buluşması, 41 yaşındaki "Dede Cihângîr"le 3 yaşındaki "Torun Cihângîr" in ilk ve belki son karşılaşması olmuştur. "İstanbul Fâtihi"nin kucağındaki "Mısır Fatihi", nice ressamları kıskandıracak bir şiiriyette Dünyâ sahnesinde görünmüştür. Derler ki, nefis sâbi bebek kokuları içindeki Selîm, o müstesnâ buluşmanın ganîmeti olarak, dedesinin sakalından birkaç tel koparmayı başarmıştır. Yine bu Amasya visâlinin geride bıraktığı fusûnlu bir burun anektodu vardır. Fâtih Sultan Mehmet Hân öpüp kokladığı torununa bakarak: " Bu yavrucuğun burnu benimkine ne kadar benziyor." demiş ve bu Hünkâr tesbîti, Şehzade Selîm'in yakın çevresi tarafından, tekrarlana tekrarlana, Yavuz Sultan Selîm Hân'lı saltanat yıllarına taşınmıştır. Çok nadir olarak bulunduğu Topkapı Sarayı'nda, Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın portresini yapmaya çalışan ressamların, burun husûsunda tereddüde düştüklerini görecek olan Yavuz Sultan Selîm Hân, hemen ressamları huzûruna çağıracak ve kendi burnunu göstererek: " Dedem Amasya'ya geldiğinde, benim burnumu kendi burnuna çok benzetmişti. Benimkine bakarak dedemin burnunu yapabilirsiniz."
Sayfa 534 - Ötüken Neşriyat·Kitabı okudu
Tarih
Türkler Olmadan Tarih Olmaz
Halil İnalcık Hoca edebiyat tarihi de çalışmıştı. Kaç yıllık talebesiyim, onun şiir yazdığını Chicago'da öğrendim. 60'lı yaşlarındaydı. Oturup da "ben de şiir yazdım," demezdi. Hep bir mesafe koyardı. Talebesi olmayan adamların bir rahatlığı vardı ama bizim yoktu. Çünkü biz her an imtihan edilebiliriz, her an bir soru sorabilirdi. Çalışma konusunda yönlendirirdi. Öyle bir tarafı vardı. Belli prensipleri vardı. Mesela bir şeyler yazdırırdı ama sonrasında mutlaka kontrol ederdi. Öyle kimse zaman ayırmaz kontrol etmeye. Arada okuyamadığı şeyler olursa onu kafana kakardı, ama okurdu. Bilmeden tarihçi olunmaz derdi. Ama okur ve sana öğretir. Atladığım yerler olurdu, "Niye okumadın?" dedi. "Ermenice, okuyamadım," dedim. 'Bir Ermenice öğrenmek çok mu zor?' dedi... Kolaymış gibi...
Sayfa 92 - Kronik Kitap-İlber Ortaylı·Kitabı okudu
Tarih