Yenişehir'den sonra Beypazarı'na ulaşıldığında, Karaman(Konya) Eyâleti Vâlisi Şehzade Mustafa, emri altındaki kuvvetlerle geldi ve babasının elini öptü. Konya'ya, Şehzade Mustafa ile birlikte giren Fatih Sultan Mehmet Hân, Mevlânâ Dergâhı'nda duâ ve niyâzda bulunduktan sonra, yoluna devam etti. Tokat yakınlarındaki Kazova mevkiinde, Amasya Vâlisi Şehzade Beyâzîd'in arzusunu kırmayarak, oradan Amasya'ya yöneldi ve bu Yeşilırmak beldesinde kısa bir mola verdi.
Şehzade Beyâzîd'in Yeşilırmak kıyısındaki sarayında kalan Fatih Sultan Mehmet Hân, burada, doğumunu haber aldığı, fakat bir türlü kendisini göremediği, üç yaşındaki torunu Şehzade Selîm'i ilk def'a kucağına alıp kokladı. Bu Amasya buluşması, 41 yaşındaki "Dede Cihângîr"le 3 yaşındaki "Torun Cihângîr" in ilk ve belki son karşılaşması olmuştur. "İstanbul Fâtihi"nin kucağındaki "Mısır Fatihi", nice ressamları kıskandıracak bir şiiriyette Dünyâ sahnesinde görünmüştür. Derler ki, nefis sâbi bebek kokuları içindeki Selîm, o müstesnâ buluşmanın ganîmeti olarak, dedesinin sakalından birkaç tel koparmayı başarmıştır. Yine bu Amasya visâlinin geride bıraktığı fusûnlu bir burun anektodu vardır. Fâtih Sultan Mehmet Hân öpüp kokladığı torununa bakarak: " Bu yavrucuğun burnu benimkine ne kadar benziyor." demiş ve bu Hünkâr tesbîti, Şehzade Selîm'in yakın çevresi tarafından, tekrarlana tekrarlana, Yavuz Sultan Selîm Hân'lı saltanat yıllarına taşınmıştır. Çok nadir olarak bulunduğu Topkapı Sarayı'nda, Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın portresini yapmaya çalışan ressamların, burun husûsunda tereddüde düştüklerini görecek olan Yavuz Sultan Selîm Hân, hemen ressamları huzûruna çağıracak ve kendi burnunu göstererek: " Dedem Amasya'ya geldiğinde, benim burnumu kendi burnuna çok benzetmişti. Benimkine bakarak dedemin burnunu yapabilirsiniz."