Git diye yalvarıyordu ses, ama nasıl? Âdetlerine, huylarına alışamasa da ruhunu zapt etmişti İstanbul. Rüyaları bile başka diyarda geçmez olmuştu. "Git" diye uyardı bir ses ama niye? Dünya kaynayan bir kazandı, nereye varsa insan, hep aynı düşler ve düş kırıklıkları olacaktı.
Pencerenin dışında, çatal kuyruklu bir uçurtma dolaşıyordu mavilikte. Latif bir esinti yakalamış yükseliyordu şehrin üzerinde; güzel, gamsız ve özgürdü. Keşke aşk da böyle olabilseydi.