Ah.

Güzel olan hiçbir şey hülâsa edilemez F♡
Güldürürken Düşündüren Bir Ayna
Puan vermedi·100 syf.··
2025 44. kitabı
Kadınlar Mektebi'ni okurken sürekli düşündüm: "Bu oyun yüzyıllar önce yazıldıysa, biz neden hâlâ aynı şeyleri konuşuyoruz?" Molière'in kalemi hem zekice hem de acımasız dürüstlükte. Okurken güldüm mü? Evet. Ama o gülüşün altında ince bir rahatsızlık da vardı. Çünkü hiciv hedefi hep tanıdık geldi bana. Arnolphe karakteri... Hani şu "kadın saf olmalı, bilmeli ama çok da bilmemeli, terbiyeli olmalı ama susmalı" kafasında olan erkek figürü var ya, işte onun karikatür hali. Ama öyle güzel yazılmış ki, onun ne kadar zavallı ve komik duruma düştüğünü izlerken keyif alıyorsun. Aynı zamanda rahatsız oluyorsun çünkü bu tip düşüncelere günümüzde de hâlâ denk geliyoruz. Sadece cümleler değişti, zihniyet çok da uzaklaşmadı. Molière bu oyunla sadece bir aşk hikayesi ya da evlilik eleştirisi yapmıyor bence. Kadının bireyliğini, özgürce düşünebilmesini ve seçim hakkını savunuyor. Komedi unsurlarıyla bezeli olsa da, alt metin çok güçlü. Agnes'in uyanışı, sorgulamaya başlaması... çok tatlı ama bir o kadar da güçlü. Kadın karakterin gelişimini izlemek beni çok mutlu etti. Tiyatro dili akıcı, karakterler canlı ve sahne geçişleri çok dengeli. Zamanın ötesinde bir kalemden çıktığı o kadar belli ki. Bazı bölümlerde durup tekrar okuma isteği duydum. Özellikle ironinin zirve yaptığı kısımlar, hem zekice hem eğlenceliydi. Bu oyunu okurken sadece bir klasik okumuş olmuyorsun; aynı zamanda kendine, topluma ve düşünce kalıplarına da ayna tutuyorsun.
Edebiyat
Kadınlar MektebiMolière · İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,295 okunma
Reklam
Puan vermedi·144 syf.··
2025 45. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2025 18:37
Bazı kitaplar sadece okunmaz, yaşanır. Pandora'nın Kutusu da benim için öyleydi. Her cümlesinde bir iç döküş, her sayfasında bir yara izi vardı sanki. Osamu Dazai'nin kaleminden dökülenler bir kurgu değil de, insan olmanın en çıplak, en savunmasız hali gibiydi. Dazai'nin kendine has karamsarlığı, yazar kimliğinden çok bir günce yazarı gibi hissettirdi bana. Özellikle karakterlerin içsel çatışmaları... O kadar tanıdık, o kadar "bizden" ki. İnsan bazen kendine bile itiraf edemediği duygularla karşılaşıyor satırlarda. Belki de o yüzden bu kadar dokundu bana. Bazen "ben bu cümleyi düşündüm ama hiç kimseye söylemedim" dediğim yerler oldu. O kadar dürüst, o kadar kırılgan. Dazai'nin anlatımı hem basit hem derin; kelimeler yalın ama arkalarında taşıdıkları anlam çok katmanlı. Hiçbir şey abartılmadan, süslenmeden yazılmış ama bu sadelik kitabı daha da etkili kılıyor. Özellikle hayatın ağırlığını, insanın kendiyle olan mücadelesini, yalnızlığını anlatışı beni çok etkiledi. Birkaç kez durup düşündüğüm, altını çizdiğim, sonra dönüp tekrar tekrar okuduğum paragraflar oldu. Kitabın adının "Pandora'nın Kutusu" olması da çok anlamlı. Açıldığında içinden çıkanlar sadece felaket değil; umut da var. Dazai tam da bunu yapıyor aslında. Acının içindeki o küçücük umudu da gösteriyor, ama onun bile ne kadar ağır olabileceğini fark ettiriyor.
Edebiyat
Pandora'nın KutusuOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 20236bin okunma
Kalbimi yoran o şey artık yoktu
Bizler ne olursa olsun,kaygı duymadan yaşamaya niyetliyiz.Kaçmıyoruz.Yaşamı beklemeye alıyoruz. Bu kaygısızlık.Bizim duygularımıza tam olarak uyan ve hızla akan berrak suyun dokunuşuna sahip sanatın sadece artık asıl gerçek olduğunu hissediyoruz. Bir hayata ya da bir isme ihtiyacı olmayan kimseleriz.
Erkekler ne kadar yakın olurlarsa olsunlar, uzun bir aradan sonra buluştukları zaman entelektüel konular hakkında tartışıp dururlar, belki de kendi gelişimlerini karşı tarafa aktarma telaşı güttüklerindendir bu.
Reklam