Aslında paralı olmak hayatı biraz daha engebesiz hale getiriyor — kolaylaştırıyor — ama bu mutluluk anlamına gelmidiği gibi kesinlikle özgürlük anlamınada gelmiyor. Özgürlük, ne yaparsan yap kimseye hesap vermemektir.
Harry osborn: Bize ne göstericeksin otto
Otto: Küçük bir şey. Adına özgürlük diyorum.
Spider-man: Hah! Şahane ne kadar harcarsan harca, her ay bütün borcu ödenen limitsiz bir kredi kartı yani ?
Kesinlikle okuduğum pek çok çizgi romandan daha iyiydi. Açıkçası uzun zamandır içimden “keşke Harry Potter’ın bir çizgi roman uyarlaması olsa da koleksiyonuma eklesem” diye geçiriyordum. Ama Yerdeniz Büyücüsü, bu isteğimi fazlasıyla karşılamakla kalmadı, beklentimin de üstüne çıktı.
Evrenini gerçekten çok sevdim. Gizemini sürekli koruyan, sanki bilmecelerle örülmüş bir dünya… Okurken bazı anlarda gerçek dünyanın sadece bir yansıma olduğu, asıl gerçeğin gölgelerin içinde saklı olduğu hissine kapıldım. Bu hissi verebilmek her eserin başarabileceği bir şey değil.
Büyü sistemine ayrı bir parantez açmak lazım. Büyülerin bir sınırının olması ve bu sınırların neye bağlı olduğunun anlatılması beni en çok etkileyen detaylardan biriydi. Hatta bazı kısımları resmen ders kitabı okur gibi dikkatle okudum. Ama bu asla sıkıcı değildi; aksine, evreni daha inandırıcı ve sağlam hissettirdi.
Çizgi romanda anlatım o kadar güçlü ki çoğu yerde sorgulamadan “tamam, bu böyle” diyerek kendinizi hikâyeye bırakıyorsunuz. Başlangıçta yaşanan olaylar ana karakterin bir hatası gibi görünse de, ilerledikçe durumun çok daha derin olduğunu fark ediyorsunuz. Ve ne olursa olsun karakterin yolundan sapmaması… işte bu gerçekten hayranlık uyandırıcıydı.
Eserin zaman zaman felsefi bir dile kayması bazı okurlara karmaşık gelebilir. Ama şunu unutmamak gerekiyor: bu bir fantastik evren. Zaten büyüsünü de biraz buradan alıyor. Her şeyin düz ve net anlatılmaması, aksine düşündürmesi bence büyük bir artı.
En sevdiğim küçük detaylardan biri de çizgi romanın sonuna evren haritasının eklenmiş olmasıydı. Böyle şeyler hikâyeyle olan bağımı inanılmaz güçlendiriyor.
Ama ne kadar anlatsam da eksik kalacak gibi hissediyorum. Çünkü bu sadece okunacak değil, deneyimlenecek bir hikâye. Benim burada yazdıklarım,
Aslında bunu yapabiliriz. Ama, hani derler ya, laf salatası yemek istemiyoruz. Kıymalı börek! dediğin, sadece bir laf salatası… Hisleri ve mideyi kandırır ama acıkmış olan adama güç kuvvet vermez.