Gerçekten beklediğimden daha doyurucu bir derleme çıktı. Hikâyeyi sevmemin en büyük nedeni, sadece kendi içinde iyi olması değil; önceki iki sayıda yaşanan olaylara ve oralarda yarım bırakılmış anlatılara da dokunması. Evrenle bağı kopuk kısa öyküler gibi değil de, geçmişte atılmış tohumların burada filizlenmesi hissini veriyor. Özellikle ikinci sayıda yarım kalan bir hikâyenin burada devam edip sonuca bağlanması çok tatmin ediciydi — uzun zamandır “acaba bunun devamı hangi ciltte?” diye merak ettiğim kısmın burada çözülmesi güzel bir sürpriz oldu.
Mignola’nın çizim tarzı zaten Hellboy’a inanılmaz yakışıyor; o sert gölgeler, gotik atmosfer ve sade ama güçlü paneller hikâyelerin tonunu mükemmel taşıyor. Görsel anlatım, diyalog kadar hikâye anlatıyor resmen. Kısa hikâyelerden oluşmasına rağmen hiçbir şey eksik hissettirmiyor; aksine, her öykü net bir fikir ve atmosfer sunuyor.
Kısacası, hem önceki olaylara bağlanması hem de yarım kalan bir anlatıyı tamamlaması sayesinde bu cilt benim için sadece bir “yan hikâyeler” kitabı değil, evreni tamamlayan önemli bir parça oldu. Hikâye açısından da, görsel anlatım açısından da fazlasıyla yeterli ve keyifli bir okuma deneyimiydi.