Ne kadar uzağa, ne kadar hızlı gittiğim fark etmiyor.
Hedefimde belli bir yer yok. Şans rüzgârları beni nereye sürüklerse oraya gidiyorum.
Zaferin esrik coşkunluğunu tattım. Yenilginin yiyip bitiren acısını duydum.
Ama insanoğlunun dünya dediği bu çılgınlık çölünde, sağduyu vahasını aramaktan asla vazgeçmeyeceğim.
Sayısız dünya ve sonsuz yıldızların ortasında, en makus kader de…
…ebediyen yalnız olmak.
Bu çizgi roman, insanların para uğruna neleri göze alabileceğini; görsel anlatımın sertliği, karelere yedirilmiş acımasız aksiyon anları ve çarpıcı sahneler aracılığıyla gözümüze sokuyor. Şiddet yalnızca bir unsur olarak değil, hikâyenin ana fikrini besleyen bilinçli bir araç olarak kullanılıyor.
Çizimlerin bilinçli şekilde sade tutulması ise ilginç bir tezat yaratıyor. Bu basitlik, hikâyenin ne kadar acımasız olduğunu adeta gizlemeye çalışıyor; okura yüzeyde kolay akan, hatta sıradan sayılabilecek bir anlatı hissi veriyor. Ancak tam da bu rahatlık anında, beklenmedik bir sahneyle karşılaşıyoruz. Bir anda gelen o sert ve vurucu an, hikâyenin gerçek tonunu ortaya çıkarıyor ve okurun tüylerini diken diken etmeyi başarıyor.
Eğer hikâye biraz daha fazla detaya inseydi, iyi ile kötü arasındaki çizgi tamamen bulanıklaşabilirdi. Okuyucu olarak kimin haklı, kimin suçlu olduğunu ayırt etmekte zorlanmamız muhtemeldi. Açıkçası bu durum, anlatıyı daha da ilgi çekici hâle getirebilirdi. Çünkü detaylara girildiğinde, teorik olarak bu evrenden üç ayrı güçlü hikâye daha çıkarılabilecek bir potansiyel olduğu hissediliyor. Şahsen, bu dünyada biraz daha vakit geçirmek ve o gri alanları okumak isterdim.
Mini: Masallar dışında büyülü halklardan bahsedildiğini hiç duymadım.
Helge: Tarih kitaplarını kazananlar yazar.
İnsanlar yüzyıllardır kazanıyor.
Biz kenarda yaşıyoruz.