Her satır belki de O'na bir tık daha yaklaştırıyordur. Kim bilebilir belki hakikat kitap sayfalarındadır da bulunmayı bekliyordur ya da arif olan gözlerin bakması değil, kalbiyle görmesi gerekiyordur...
"... herkesin bildiği gibi bunlardan biri (yani din) devletin ruhu ise diğeri de (yani dünyevi iktidar) adeta devletin bedenidir. İkisi birbirinden ayrılıp dağılacak olursa devletin yok olması kaçınılmazdır." 16. Yüzyıl avrupasında hakim görüş
Sayfa 165 - Kitabın 7. Bölümü oldukça başarılı·Kitabı okudu
"...şimdi de gerçeği hiç zorluk çekmeden anlatıyorum. Çünkü gerçek kolay ve yalındır. Bu yalınlığın içinde de vahşi bir güç yatar. Yaşamın vahşi, ilkel gerçeklerine ancak yıllar süren bir savaşımın sonunda varabildim. Çünkü insanlar yaşamın yalın ama çirkin ve güçlü olan gerçeklerine birkaç yıl içinde varamazlar pek. Gerçeğe ulaşmak, artık ölümden korkmamak demektir. Her ikisiyle de yüz yüze gelmek büyük bir cesaret gerektirdiğinden, ölümle gerçek birbirlerine benzer. Gerçekler de insanı öldürdüğü için, ölüm gibidir. Ben bir insanı öldürdüğüm zaman, onu bıçakla değil, gerçekle öldürdüm. Bu yüzden korkarlar; beni yok etmek için bu yüzden acele ediyorlar. Bıçaktan korkmazlar. Onları korkutan gerçeğimdir. Bu korkutucu gerçek bana büyük bir güç veriyor. Beni ölümden, yaşamdan, açıktan, çıplaklıktan ya da yılgınlıktan koruyor. Beni hükümdarlarla politikanın zalimliğinden koruyan da bu korkutucu gerçektir."
Bir erkek, kadınlar tarafından reddedilmeye katlanamaz; çünkü kendi içinde de kendini reddedilmiş hisseder. Bu çifte reddedilmeyi kimse hazmedemez. Bu yüzden ben ne zaman hayır desem, onlar daha çok ısrar ederdi. Fiyatımı ne kadar yükseltirsem yükselteyim, bir kadın tarafından reddedilmeye katlanamazlardı.
Eğer kim olduğunu bilmeden reddettiyse, kendimi incinmiş hissetmem için bir neden yoktu. Reddetmedi doğrudan bana yönelik değildi, tüm dünya ve onun üzerindeki herkese karşı bir tepkiydi.
Avrupalı yazarların çok azı hayranlıkla anlattıkları uygulamaların din dışı yasalar veya politikalardansa ne ölçüde dinden kaynaklandığını açık bir şekilde belirtmiyorlardı. Bir istisna olarak bu nokt üzerinde duran Postel, birbirlerine ve bu inançtan olmayan yabancılara davranışlarında bence yasaların dayattığı şartlardan ziyade bir Allah korkusu vardı, diye belirtmişti. Osmanlı imparatorluğundaki eşsiz düzenin yazdıklarına da hemen hemen bütün toplumlardaki adaleti ilkelerinin dinden kaynaklandığını, Müslümanlar açısından bunun Kur’an ve sünnete başvurmayı içerdiğini ifade ederek başlıyordu.