"Bu bulutsuz günde her tarafta ve uçağın üstünde uzanan gökyüzü, gözün ve hayalgücünün algılayamayacağı kadar yeknesak, göz kamaştırıcı bir maviliktedir. Ama aşağıdaki dünya yuvarlaktır. Yeryüzü sınırlıdır. Bu yükseklikten insanı ve onun aşağılanmasının detaylarını görmezsiniz. Dünya uzaktan mükemmel ve yekpare görünür.
... Havadan bakınca insanlar ufacık kalır ve kurulmuş bebekler gibi otomatik halleri vardır. Rastlantısal bedbahtlıklar arasında birer makine gibi dolaşırlar sanki. Gözlerinş görmezsiniz. Ve nihayet bu dayanılmaz hale gelir. Uzak bir mesafeden bütün yeryüzü, bir çift göze uzun uzun bakmanın ifade ettikleri kadar anlamlı değildir. Baktığınız düşmanın gözleri olsa bile..."
Kitap, bir yargıç, bir eczacı, bir beyaz ve bir siyahi genci konu almakta. Biri oğlunu ve eşini kaybetmiş, biri ölümcül bir hastalığa yakalanmış, biri hayattaki yerini ve ne olacağını sorgulayan ve bir diğeri de terkedilmişlik hissi yaşayan ayrıca hayatta kendine bir yer edinmeye çalışan dört farklı erkeğin bütün bunlarla başa çıkma mücadelesini okuyoruz. Karakterler için eleştirilecek çok yönler var. En büyüğü ise siyahları soyutlamaya, onları toplumdan dışlamaya dair çabaları. Karakterlerimizden biri siyah bir genç ve kendine bir yer edinmeye, kendini belli etmeye çalışmakta. Fakat o zamanın toplumsal koşulları yüzünden bunu başaramamakta.
Bütün karakterlerin sorunlarıyla başa çıkma yollarını ve tercihlerini okuyoruz. Şahsen o zamanın bu ayrımcılığı okurken sinirimi bozsa da toplumsal konulu kitaplar her zaman beni biraz daha kendine çeker. Yazardan okuduğum ilk kitap ve diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.