Kırmızı Pazartesi'yi bitirdim, kısa ama inanılmaz etkileyici! Gabriel García Márquez, herkesin önceden bildiği bir cinayeti anlatıyor. Kasaba halkı haberdar, ama kimse durdurmuyor. Töre, onur, suskunluk... Hepsi birleşip trajediyi kaçınılmaz yapıyor.
Márquez gazeteci gibi, tanık ifadeleriyle olayı parçalara ayırıyor; okurken "Neden bir şey yapmadılar?" diye içinden isyan ediyorsun. Toplumun kolektif suçluluğunu, kaderle kayıtsızlığın birleşimini çok iyi sorgulatıyor.
Kısa olmasına rağmen derin, düşündürücü ve biraz öfkeli hissettiriyor. Namus cinayetlerini, sessiz kalmayı eleştiren güçlü bir kitap.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma
Uçurtmayı Vurmasınlar'ı bitirdim ve hala içimde bir burukluk, bir sıcaklık karışımı var. Feride Çiçekoğlu'nun kaleminden çıkan bu kitap, küçük Barış'ın gözünden anlatılıyor ve resmen yüreğime dokundu.
Beş yaşında bir çocuk düşünün; annesiyle birlikte hapishanede büyüyor, gökyüzü onun için daracık bir dikdörtgen, yıldızları hiç görmemiş, pasta nedir bilmiyor. Ama o küçücük kalbiyle etrafındaki herkesi, her şeyi sorguluyor. En çok da İnci ablasıyla olan bağı beni bitirdi. O masum merakı, o saf sevgisi... Gökyüzünde uçan bir uçurtmayı görünce yaşadığı heyecan, sonra "O uçurtmaları vurmasınlar İnci" demesi... Off, o cümle içimi parçaladı resmen.
Kitap hem hüzünlü hem umut dolu. Duvarların ardında bile sevginin, dostluğun nasıl filizlendiğini gösteriyor. Renklerden korkanlar uçurtmayı vuruyor ama Barış'ın hayalleri vurulmuyor, o hep orada kalıyor. Yazarın kendi yaşadıklarından esinlendiği belli, o yüzden her satır çok gerçek, çok içten.
Benim için bu kitap sadece bir hikaye değil; özgürlüğün ne kadar kıymetli olduğunu fark etmemi sağladı.Gözlerim doldu ama aynı zamanda içim ısındı. Uçurtmayı vurmasınlar, çocuklar özgürce uçurtma uçurabilsin diye...