Giyotın, dönemin en popüler espri malzemesı olmuştu; baş ağrısına en iyi gelen şey olduğu, saç beyazlamasını kesin biçimde engellediği, insanın cildine gözle görülür bir incelik kattığı söyleniyordu; hatta sinekkaydı tıraş yaptığı için ona "Milli Ustura" lakabı bile takılmıştı; "giyotini öpenler" küçük pencereden kafalarını uzatıp "çuvalın içine hapşırıyorlardı". Giyotin, insan ırkının yeniden diriliş sembolü haline gelmiş, bu konuda haçı fersah fersah geride bırakmıştı; artık insanlar, haçı çıkardıkları gerdanlarında giyotini taşıyorlar, haçın inkâr edildiği yerlerde, giyotine itibar edip önünde saygıyla eğiliyorlardı.
Öyle çok kelle uçurmuştu ki, kan akıtıp kirlettiği toprak çürük bir kırmızıya bürünmüştü. Genç bir Şeytan'ın yapboz oyuncağı gibiydi âdeta; parçalarına ayrılıp, gerektiğinde tekrar bir araya getiriliyordu. Belagatı en güçlü olanları susturuyor, en güçlüleri yerden yere vuruyor, en güzel ve iyi olanların kökünü kazıyordu. Bir sabah, dakikalar içerisinde, üst mevkilerden yirmi biri canlı, biri ölü, toplam yirmi iki kişinin kellesini uçuruvermişti. Giyotini çalıştıran görevliye Eski Ahit'in güçlü adamının ismi takılmıştı; fakat bu cellat, çok daha etkili bir silaha sahip olduğu için, adaşından daha güçlü ve daha kördü, ayrıca Tanrı'nın mabedinin kapılarını her gün yerle bir ediyordu.