Aybars S.

Forum'daki okulun konumunu bilemesek de Büyük Palaestra'nın portikolarının altında eğitim ve öğretim verildiğini sütunların ve duvarların üzerine yazılanlar doğrular niteliktedir: QVI MIHI DOCENDI DEDERIT MERCEDEM, (H)ABEAT QVOD PETIT A SUPERIS (CIL IV 8562) / Bana öğretmem için kim para vermişse istediği her şeyi tanrılar ona versin. Aslında buradan anladığımız bir şey de en azından ilkokul seviyesinde ders veren öğretmenlerinin maddi açıdan pek de rahat olmadıklarıdır.
Sayfa 377·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Aslında Imparatorluk çağının zirvesinde bile Yunan tabanlı bir eğitim sistemi vardı. Buna göre öğrenim üç aşamaya bölünmüştü. Çocuklar yedi yaşına geldiğinde okuma, yazma ve basit matematik öğreneceği bugün bizlerin tanımıyla ilkokula, on bir yaşında gramer, edebiyat, tarih ve bazı konularda temel bilgiler öğreneceği ortaokula, on beş-on altı yaşındaysa hatipler tarafından verilecek olan retorik eğitimi almaya başlayacağı yüksekokula başlarlardı. Eğitimin tüm amacı iyi vatandaşlar ve askerler yetiştirmekti. İyi hatiplerin toplum içindeki şanı filozoflardan bile fazlaydı. Retorik eğitiminin üzerine hukuk öğrenimi görmekse eğitimi taçlandırmaktı. Pompei'de bir süre yaşamış olan ve bir de evi bulunduğunu bildiğimiz Marcus Tullius Cicero alim hukukçu ve hatipler için bir örnek teşkil eder. Her aile gibi Pompei’de bulunanlar da hiç şüphesiz çocukları için en iyi eğitimi istemiştir. En nihayetinde Cicero’nun da söylediği gibi "verimli bir toprak bile sürülmedikçe bereketli olmaz, tıpkı terbiye edilmemiş us gibi." Pompei’de ilkokul ve ortaokul diye adlandırabileceğimiz öğrenim aşamalarının mevcudiyeti bugün arkeolojik buluntularla ve biraz da epigrafik verilerle doğrulanabilmektedir.
Sayfa 375·Kitabı okudu
Alıntı
Antik Romada doğum yalnızca biyolojik bir olgu değildi. Bir çocuğun doğumu onun var olmaya devam edeceği anlamına gelmezdi. Doğum kontrolü, çocuk aldırma, özellikle evlilik dışı doğan çocukların sokağa bırakılması, köle kadınlardan olan çocukların öldürülmesi pater familiaśın vereceği kararla yapılan olağan ve yasal uygulamalardı. Dünyaya gözlerini yeni açan çocuk ebe tarafindan yere bırakılır, pater familias çocuğu bırakıldığı yerden kaldırarak onu kabul ettiğini gösterince evin kapısına bir çelenk asılarak çocuğun doğumu duyurulmuş olurdu. Babanın yerden kaldırmadığı çocuk evin kapısının önüne ya da bir çöplüğe bırakılacaktır. Yunanlar daha ziyade kız çocuklarını sokağa bırakırken Romalılar evlilik dışı olan çocukları (kendi çocukları olmak zorunda değil, kız çocuklarından olma torunlarını da) veya özürlü dünyaya gelmiş olanları sokağa bırakırdı. Kimleriyse çocuklarını sadece yoksulluktan dolayı bırakırdı.
Sayfa 372·Kitabı okudu
Alıntı
Triclumlar bizim alışageldiğimiz yemek odalarından farklı bir yapı ve düzene sahiptir. Romalılar akşam yemeklerini divanların üzerine uzanıp yerlerdi. Bugün bizler için hayal etmesi bile güç bu düzende yüzleri masaya yan uzanacak şekilde sol dirseklerine dayanıp, yemeği sağ elleriyle yiyecek biçimde yerlerini alırlardı. Bu divanlar arkaya doğru eğimli olup böylece konfor sağlarlardı. Bir tarafı yemek servisi için açık kalacak şekilde üç divan U şeklinde bir düzenle yerleştirilirler ki yemek odalanna "triclinium" (üç divan) denmesinin nedeni de budur. Bu düzen sadece akşam yemeklerinde kullanılırdı. Onun dışında yemekler oturarak veya ayakta yenirdi. Antik Yunan'da olduğunun aksine Antik Romada kadın masaya kocasıyla beraber otururdu ki evin çocukları da genelde aynı masada yemek yerdi.
Sayfa 299·Kitabı okudu
Alıntı
Venatio gösterileri genelde iki bölümde sahnelenirdi. Önce pek de tehlike arz etmeyen ceylan, geyik, antilop, devekuşu, eşek gibi hayvanlar kalabalık bir grupla beraber arenaya sürülürler. Her biri katledip ölüleri dışarı çıkartıldıktan sonra arenanın zemini düzeltilir ve ikinci bölüme hazır hale getirilir. Bu deta arenaya gerçekten vahşi yırtıcılar salınır ve aylar, kaplanlar, aslanlar, leoparlar, filler avcılar tarafindan tek tek öldürülürler. Bazen bu gösteri tek bölüm olarak gerçekleştirilir ve domuzlar, eşekler, ceylanlarla beraber ayılar, aslanlar, panterler bir arada tek tek avlanırlar sonrasında kan ve hayvan ölüleriyle örtülmüş zemin bir kere daha temizlenerek gladyatörler için hazır hale getirilirdi. Fik Meijer'e göre bu hayvanları katletmek uygar Roma'nın doğuya karşı hakimiyetinin kanıtıydı."Eğer bu doğruysa batının doğuya karşı olan üstünlük iddiasında pek de bir şeyin değişmediğini söyleyebiliriz. Romalıların birçok coğrafyada, ömeğin Libya'da aslanlarının soyunu tüketmeleri gibi, bazı coğrafyalardaki bazı hayvan türlerinin sonunu böyle getirdiği düşünülür. Medeniyet ifadesi olarak soykırım...
Sayfa 241·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam