Aybars S.

Canlarını çılgın bir eğlencenin mezesi haline getiren veya getirmek zorunda kalan bu insanlar Imparatorluk'un her tarafından getirilen ve çoğu fetihler sırasındaki savaşlarda Roma'ya karşı mücadele edip yenilmiş orduların esir düşmüş fertleriydi. Aralarından savaştan sağ çıkmayı başarmış ve idam edilmemiş olanlar "ludus" denilen gladyatör okularına satılıp gladyatör olmak üzere eğitilirlerdi. MÖ 1. yüzyıldan itibaren gladyatörlüğe mahkum edilenler sadece savaş esirleri olmaz, gladyatör okuluna mahkum edilen (ad gladiatorium) ağır suç işlemiş (cinayet, tapınağa saygısızlık) köleler de bir anlamda bu şekilde ölüme mahkum edilmiş oluyorlardı. Aşağılık, değersiz canlar olarak görülen savaş esirleri ve bir o kadar aşağı kabul edilen suç işlemiş kölelerin yanı sıra kimi özgür Romalılar da şan, şöhret veya para kazabilme umuduyla özgürlüklerini bırakıp gladyatör ailesinin (familia gladiatoria) bir parçası olurlardı. İlk iş olarak bir kutsal yeminle (sacramentum) ant içilerek kendilerini yer altı tanrılarına adarlardı. Buraya o veya bu nedenle gönüllü gelenler ise imzaladıkları bir sözleşmeyle belirli bir süre özgürlüklerinden vazgeçerek gladyatörlük yapmaya yükümlü olurlar yani bir anlamda özgürlüklerini bir lanistaya satarlardı. Bu sözleşmeyle, ne kadar para alacaklarını, hangi silahlarla dõvüşecekleri ve ne kadar zaman bu işi yapacakları belirlenirdi.
Sayfa 222·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Gladyatör oyunlarının nasıl ortaya çıktığıyla ilgili en önemli anlatımlardan biri, MÖ 1. yüzyılın sonlarında yaşamış olan Yunan yazar Şamlı Nikolaostur. Nikolaos'un anlatımı bize MS 3. yüzyılda Athenaeus’un Deipnosophistae isimli eseriyle ulaşır. "Romalılar gladyatörlerle gösteriler düzenlediler. Bu, Etrüsklerden aldıkları bir alışkanlıktı. Sadece bayramlarda ve tiyatrolarda değil, şölenlerde de gladyatör gösterileri olurdu. Yani, belli insanlar dostlarını sık sık yemeğe ve hoşça vakit geçirmeye davet ettiklerinde, orada ayrıca iki veya üç çift gladyatör de bulunabilirdi. Herkes bol bol yiyip içtikten sonra gladyatörler çağırılır, birinin boğazı kesildiğinde herkes zevkle alkışlardı.
Sayfa 221·Kitabı okudu
Alıntı
Öbür taraftan unutmamak gerekir ki MÖ 63 yılında Roma, Judaea adını verdikleri Yahudi Krallığını hakimiyeti altına ooo almıştı. Roma hakimiyetindeki Yahudiler MS 66 yılında bir dizi ayaklanma başlatarak MS 135 yılına kadar bu ayaklanmaları sürdürdüler. MS 70 yılında onlara iyi bir ders vermek isteyen Romalılar Kudüs'ü kuşatıp düşürdükten sonra şehri ve Süleyman Tapınağı'nı yerle bir etti. Tüm bu olaylar Pompei'nin yok olmasından 7 yıl önce gerçekleşti. Esir edilmiş olan bazı Yahudilerin yollarının Pompei ye düşmüş olması mümkündür.
Sayfa 205·Kitabı okudu
Alıntı
Yetişmiş ve özel niteliklere sahip köleler pek tabii ki efendilerinden daha düşük statüdeki kölelere göre daha çok saygı görüyorlardı. Aralarında doktorlar, öğretmenler hatta mimarlar bulunuyordu. Pompei'de bunun en güzel örneği kapalı tiyatronun mimarının bir azatlı köle olmasıdır. Kölelere aşağı yukarı yetenekleri doğrultusunda işler veriliyordu ve onlar hemen her işte kullanılıyorlardı. Kadın köleler birçok işin yanı sıra süt annelik ve çocuk bakıcılığı yaparken çocuk köleler efendilerinin çocuklarına oyun arkadaşlığı yapıyordu. Okul çağına gelmis çocuklara okul yolunda yine köleler eşlik ediyor, eğer eğitim evde veriliyorsa öğretmenliği yine onlar yapıyordu.
Sayfa 137·Kitabı okudu
Alıntı
Bir kölenin alabileceği en büyük ödüllerden biri evlenmesi için izin verilmesi veya evlendirilmesiydi. Bunlar köle hiyerarşisinin üst tabakasında olan kişilerdi. Fakat yine de köleydiler ve hiçbir hakkı haiz olmadıkları için evlilikleri de kanunen tanınmaz, karı-koca yerine Roma askeri argosundan alınan ve anlamı "aynı çadırı paylaşan" olsa da argoda "nikahsız yaşayan" anlamına gelen "contuberia" kelimesiyle tanımlanırlardı. Bu evliliklerden doğan çocuklarsa çocuğun annesinin efendisinin malı olurdu. Eğer efendi isterse çocuğu annesinden alınıp satılabilirdi.
Sayfa 136·Kitabı okudu
Alıntı