“Buradan sana ilk yazdığım mektupta ne denli umutluydum. Ellerimi toprağa daldırıp kasabayı sallayacak, silkeleyecek, ölü toprağının altından kaldıracaktım. Evet, ellerimi toprağın karnına soktum, kollarım kayaların altına girdi. Ellerimi çıkardım ki, parmaklarım yok… El ayalarımın parmak yerlerinden sızım sızım kan sızıyor. Bir daha, bir daha… Dağların altına sokacağım ellerimi. Biliyorum, bu kez ellerim bileklerimden kopacak. Böyle böyle, parça parça döküleceğim burada… Böyle böyle biteceğim.”