"… nefrete kaliteli bir şarap gibi muamele ediyorsun. Yıllandıkça daha da güzelleşeceğine, asla bozulmayacağına inanıyorsun. Lakin nefret öyle bir şeydir ki ekşiyebilir ve şişesinde çok fazla tutarsan zehre dönüşür. İçine koyulduğu her kabı eritip ruhun yeraltı suyuna karışır. İntikam onu atmaya asla yetmez çünkü fokurdayarak tekrar dışarı taşar. Anlamadığın – istesen de anlayamayacağın– o zamana kadar benliğinin tümüyle nefret olup çıkacağıdır. Nefret artık içinde durmuyordur. Nefret sensindir. O şarabı içtikten sonra bir daha ondan asla kurtulamazsın. Kusarak veya tükürerek dışarı atamazsın. Öyle bir şey, kendinden kaçmak kadar imkansızdır."
"Nefretten. Kimileri onunla dolup patlarlar. Sağ kalırlarsa yaşantılarını sürdürürler. Kimileri nefretlerinin delik bir kova gibi yıllar boyunca damla damla akmasına izin verirler. Bir gün kovanın boş olduğunun farkına varırlar ve daha ilk başta içine ne koyduklarını merak ederler. Kimileriyse nefreti bir silah gibi kullanırlar, hatta onu başkalarına devrederler – faziletli bir yadigâr kılığındaki çirkin, istenmeyen bir hediye gibi."