Ama kitaplari sevmekle onlara gerçekten ihtiyaç duymak arasinda fark vardir. Kitaplara muhtaçtim. Hayatimin o döneminde bu bir lüks sayilamazdi. Tam anlamiyla ba-gimlilik yapiyordu. Okuyabilmek için seve seve borca ba-tabilirdim, ki battim. Sanirim alti ayda, bes yillik üniversite hayatimda okudugumdan daha fazla okumus ve kitaplarda yaratilan dünyalarin çok daha derinlerine inmistim süphesiz.
Insanin ya kendinden kaçmak ya da kendini bulmak için okudugunu söylerler. Arada gerçekten de bir fark gö-remiyorum. Kaçarken kendimizi buluruz. Bulundugumuz. yerde degil, gitmek istedigimiz yerdeyizdir. Syvia Plath'in ünlü sorusu gibi, "Yok mu zihinden bir çikis yolu?" Ergen-ligimde alinttlarin derlendigi bir kitapta bu soruya rastla-digumdan beri düsünürim. Ne anlama geliyor, cevabi ne olabilir? Eger ölüm disinda bir çikis yolu varsa, bu ancak kelimeler araciligiyla olabilir. Zibni tamamen terk etmek yerine, bir düsünceyi terk etmenize yardima olabilecek kelimelerden tuglalarla eskisinin yanina, daha saglam temellerle bir benzerini, daha iyisini insa edebilirsiniz.
"Sanatin amaci hayata sekil vermektir," der Shakespe-are. Benim hayatimin ve allak bullak zihnimin de gekillen-mesi gerekiyordu. Olay örgüsünü kaybetmistim. Tekdüze anlatilar benden uzakti. Sadece karmaga ve karigiklik var-di. Bana umut verdikleri için seviyordum, filmleri, dizileri...
Hepsinden de öte, kitaplari. Hem dogrudan hem de dolay-l1 olarak yasama tutunma nedenlerimdi. Yazilmis her kitap farkl bir ruh hâlinin, bir insanin ürünüydü. Iyi bir kitap okudugumda harita incelermis gibi hissederdim; bir hazine haritasi! Sürüklendigim hazine benligimdi. Her harita yarimdi, hazineye ancak bütün kitaplari okursam ulasa-bilirdim. Böylece kendimi bulma sürecimin sonu olmayan bir arayis oldugunu anladim. Kitaplar da bunu