"Tarihî hikâye anlatanların canları cehenneme.
Basit, soğuk yalancılar onlar.."
"Yaptıkları işi bilmiyorlarsa dediğiniz doğru. Bu yazarların tek amacı sizi aldatmaktır; şöminenizin yanına kurulurlar; kesın gerçeklerle ilgilenirler; kendilerine inan. manızı isterler; insanların ilgisini çekmek, kalplerine do-kunmak, coşturmak, duygulandırmak, korkudan titretmek ve ağlatmak isterler; belagat ve şiir olmadan bunları yapmak mümkün degildir tabii. Ama belagat bir yalan kaynağıdır ve illüzyona şiirden daha aykırı bir şey yok-tur; ikisi de abartıya başvurur, her şeyi olduğundan daha fazla gösterir, güvensizlik yaratır. O zaman hikâye anlatıcısı bizi nasıl aldatır diye sorabilirsiniz. Işte şöyle: Hikâ-yesine küçük detaylar, basit, bir o kadar doğal ve haya. etmesi güç dokunuşlar serptiğinde siz de kendinize şunu söylemek zorunda kalırsınız: Aman Tanrım, bunlar doğ-ru, böyle şeyler uydurulamaz. Belagat ve şiirin abartısından bu şekilde kurtulur; doğanın gerçeği sanatın oyunlarını gizler; yazar aynı zamanda çelişkili görünen iki koşulu yerine getirir: Aynı zamanda tarihçi ve şair olmak, gerçekçi ve yalancı olmak.
Başka bir sanat türünden ödünç alınan bir örnek, anlatmak istediklerimi sizin için daha anlaşılır hale getirebilir belki. Bir ressam tuval üzerine bir baş çizer; resmettiği biçimler sağlam, büyük ve düzenlidir; mükemmel ve nadir bir bütün oluştururlar. Ona baktığımda saygı, hayranlık, korku hissederim. Modelini doğada ararım ama bulamam, ona kıyasla her şey zayıf, küçük ve önemsiz kalır; hayali bir baştır bu; ona dokunduğumda bunu kendime hatırlatırım. Ama sanatçı bana bu başın alnında hafif bir yara izi, şakaklarından birinde bir siğil, altdudağında belli belirsiz bir kesik göstersin, bu baş bir hayal ürünüyken birden bir portre haline gelir; göz kenarında veya