Okur/çizer münzevi

"Tarihî hikâye anlatanların canları cehenneme. Basit, soğuk yalancılar onlar.." "Yaptıkları işi bilmiyorlarsa dediğiniz doğru. Bu yazarların tek amacı sizi aldatmaktır; şöminenizin yanına kurulurlar; kesın gerçeklerle ilgilenirler; kendilerine inan. manızı isterler; insanların ilgisini çekmek, kalplerine do-kunmak, coşturmak, duygulandırmak, korkudan titretmek ve ağlatmak isterler; belagat ve şiir olmadan bunları yapmak mümkün degildir tabii. Ama belagat bir yalan kaynağıdır ve illüzyona şiirden daha aykırı bir şey yok-tur; ikisi de abartıya başvurur, her şeyi olduğundan daha fazla gösterir, güvensizlik yaratır. O zaman hikâye anlatıcısı bizi nasıl aldatır diye sorabilirsiniz. Işte şöyle: Hikâ-yesine küçük detaylar, basit, bir o kadar doğal ve haya. etmesi güç dokunuşlar serptiğinde siz de kendinize şunu söylemek zorunda kalırsınız: Aman Tanrım, bunlar doğ-ru, böyle şeyler uydurulamaz. Belagat ve şiirin abartısından bu şekilde kurtulur; doğanın gerçeği sanatın oyunlarını gizler; yazar aynı zamanda çelişkili görünen iki koşulu yerine getirir: Aynı zamanda tarihçi ve şair olmak, gerçekçi ve yalancı olmak. Başka bir sanat türünden ödünç alınan bir örnek, anlatmak istediklerimi sizin için daha anlaşılır hale getirebilir belki. Bir ressam tuval üzerine bir baş çizer; resmettiği biçimler sağlam, büyük ve düzenlidir; mükemmel ve nadir bir bütün oluştururlar. Ona baktığımda saygı, hayranlık, korku hissederim. Modelini doğada ararım ama bulamam, ona kıyasla her şey zayıf, küçük ve önemsiz kalır; hayali bir baştır bu; ona dokunduğumda bunu kendime hatırlatırım. Ama sanatçı bana bu başın alnında hafif bir yara izi, şakaklarından birinde bir siğil, altdudağında belli belirsiz bir kesik göstersin, bu baş bir hayal ürünüyken birden bir portre haline gelir; göz kenarında veya
Sayfa 50 - Can yy·Kitabı okudu
Reklam
Nihayetinde üç tür masal olduğu söylenebilir. Aslında çok daha fazla tür var diyeceksiniz... Tamam, istediğiniz gibi olsun. Ama ben her şeyden önce Homeros, Vir-gilius ve Tasso' nun yazdıklarını diğerlerinden ayırıyor ve onlara olağanüstü masallar demeyi tercih ediyorum. Bunlarda doğa abartılır ve öne sürülen gerçekler her zaman varsayımsaldır: Eğer hikâye anlatıcısı eylemleri ve konuşmaları aynı düzen içerisinde ve bir uyum içerisinde kurguladıysa, o zaman eserin türünün sahip olabileceği mükemmellik derecesine ulaşmış olacaktır ve bu anlatıcıdan daha fazlasını talep etmeye gerek yoktur. Bu yazarların şiirlerini okumaya başladığınızda, hiçbir şeyin aşina olduğunuz gerçek dünyadaki gibi olmadığı, etrafi-nızdaki her şey küçükken bu hikâyelerde her şeyin muazzam boyutlarda yansıtıldığı bilinmeyen bir bölgeye gireriz. Sonra La Fontaine, Vergier, Ariosto ve Hamilton tarzında, yazarın doğayı taklit etmeye, doğruyu söylemeye ya da bir illüzyon yaratmaya çalışmadığı eğlenceli masallar vardır; bunlar bizi hayali âlemlere götürür. Bu hikâye anlatıcılara şöyle diyebilirsiniz: Neşeli, becerikli, değişken, özgün hatta abartılı olun, buna izin veriyorum fakat aynı zamanda beni ayrıntılarla büyüleyin; biçimin cazibesi beni her zaman içeriğin gerçeklikten uzak boyutundan kurtarsın: Söz konusu hikâye anlatıcıları bu söylediğimiz şeyleri yapabiliyorsa, her şeyi yapmış de-mektir. Son olarak Scarron, Cervantes, Marmontel'in an-atılarında ortaya çıkan tarihî hikâyeler vardır...
Sayfa 49 - Can kısa klasikler·Kitabı okudu
Zayıflıkla eğlenen zayıflıktan daha acınası bir fenomen var mıdır?
Sayfa 18 - Can yy·Kitabı okudu
...Kelimeleri ezberleriz ama anlamlarını öğrenmeyiz, onun bedeli can damarımızla ödenmeli...
Sayfa 53 - Can yy·Kitabı okudu
...Uzun bir süre benim apaçık sefaletimin beni intihara sürükleyeceği umuduyla yaşadı; ama doğamda intihar yoktu. Bilinmeyen güçlerin pençesinde olduğum hissi, kendimi özgür bırakma gücüme inanmamı imkânsız kılacak derecede beni etkisi altına almıştı. Kendi kaderime karşı tümden edilgen olmuştum çünkü tek ateşli arzum kendini tüketmişti ve dürtü artık bilgiye üstün gelmiyordu. Bu yüzden, yabancılaştığımızı dünyaya açıkça gösterecek tam bir ayrılığa yönelik herhangi bir adım atmayı hiçbir zaman düşünmedim. Yalnızca en yoğun arzumun işi olan bir hareketin sonuçlarının acısını çekerken neden yeni bir yol bulmak üzere acele edeyim ki? Bu, tatmin edilecek arzuları olan birinin mantığı olabilirdi ve benim hiçbir arzum yoktu. Ama Bertha ve ben birbirimizden gittikçe daha uzak yaşıyorduk...
Sayfa 52 - Can yy·Kitabı okudu
Reklam