Şubat’ın ilk kitabı tamamlandı ve geride bir dizi derin düşünce bıraktı. Kitabın satır aralarına saklanmış sorular, zihinde yankılanan bir iç hesaplaşmaya dönüşüyor. Mesela, "Ama her zaman onlara da yük olmak istemiyordu." cümlesi üzerine düşündüğümde, aklımda beliren ilk soru şu oldu: "İnsan kime, neden yük olabilir?"
Bu sorunun ardından zihnimde bir yolculuk başladı. Kendini "yük" olarak görmek, bazen gerçekten hissettirilen bir durum olabilir; ama bazen de insanın içindeki kırılganlıkların, geçmişte duyduğu sevgisizliğin veya değer görme arzusunun bir yansımasıdır. Gerçek dostluk, varlığın bir yük değil, bir armağan olduğunu hissettirebilmeli. Peki, bu his gerçekten bize mi ait, yoksa geçmişin ve vesveselerin iç içe geçtiği bir yanılsama mı?
Kitap, insanın iç dünyasını keşfetme yolculuğunu derinleştiren bir pencere açıyor. Özellikle şu satır dikkat çekici:
"Aya bakan bir insan 'Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne yücedir!' şeklinde bir sonuca ulaşabildiğinde, ay onun için bir şifa vesilesi olur. Yoksa, aya bakan kimse ancak acı, hüzün, yalnızlık, karanlık, korku ve boşluk hisseder. Ay ancak Rabbi için vardır. Yoksa anlamsız ve kayıptır. Her varlık gibi. O’nu anmadığımız, O’nun şanını yüceltmediğimiz her an bir kayıptır aslında."
Bu satırlarda, insanın iç dünyası ile kainat arasında derin bir bağ kuruluyor. İnsan, kendi eksikliğini hangi gözle yorumlarsa, hakikati de o gözle görmeye başlar. Ayın farklı evreleri gibi, insan da hayatının belirli dönemlerinde değişir, olgunlaşır ve anlam arayışına devam eder. Yokluk ve varlık arasında savrulurken, şifayı ancak Rabbinde bulan bir yolcuya dönüşebilir.
Ve hayatın geçiciliği...
"Her şey geçiciydi. Her şey bitecekse, biten şeylere haset edilir mi?"
Bu soru, dünya nimetleri için duyulan kıskançlıkların, boşuna