Gittikleri her yere pis ellerini ve çarpık kültürlerini taşıyan
Afganlar... Bir bok başarmış gibi Hindistan'dan ayrılıp kendi sefaletlerinde boğulan Pakistanlılar... Şiir sever bir halkken cahil bir devrime teslim olan İranlılar...) Amerikalıları kendi elleriyle davet edip parçalanan, sonra da kapımızda dilenen lraklılar... Beş metre gerilerinden yürüttükleri kara çarşaflı kadınlarıyla savaş yalanlarına sığınıp ülkemize yığılan Suriyeliler).. Darbelerden, baskılardan kaçarken Batılı rolü oynayan ama özünde Ortado-ğulu Türkler.). Mitterrandların başımıza bela ettiği, dağlarındaki savaşla birlikte şehrimize akan Kürtler... Sömürge günlerinin hesabını bizden tahsil etmeye çalışan, sabahtan akşama kadar bizi geçmişimizle suçlayan Cezayirliler ve Lübnanlılar... Fitili ateşleyen Fashılar... Allah'ın belası Eritreliler, Zimbabweliler, dengesiz Nijeryalılar, Kongolular... Ve en çok da, Arap Baharı için geride sevgililerini bırakıp gelen Tunusluların topunu sikeyim!" dedim.
"Tunus'un özlenecek bir yanı kalmadı ki kızım" dedi. "Hurri-yah, karama, adalah, nizam... yani özgürlük, haysiyet, adalet ve dü-zen. Hiçbiri kalmadı vatanda. Bin Ali iyice gözünü kararttı. Ama o akılsız gençler de dış güçlerin oyununa geliyorlar. Korkarım ki,
Tunus yine Batı'nın mezarlığı olacak."
Eski sevgililer bazen kalbimizin en dar, en ince kılcal damarlarından sızar; yılların tuzuyla birleşen gözyaşı kanallarına, içimizde bıraktıkları o boşluğa yerleşirlerdi. Adına özlemek denilen, unutturmayan o ıslaklık....Ne kadar istersek isteyelim çekip gitmezdi.