Kral,çok değer verdiği kızını daha erken yaştan itibaren ince bir ruhla yetiştirir...
Tam okul cağına gelmiştir ki,çocuk saraydan çalınır...
Kral ne kadar arasa da kızını bulamaz...
Aradan yıllar geçse de,kral ve eşi kızlarını aramaktan vazgeçmemişlerdir....
Bir gün kralın yolu dağ başında çadırlar içinde yaşayan köylülerin yanına düşer...
Kalabalıklar içinde bir genç kız dikkatini çeker...
Yürüyüşü başkadır bu genç kızın,gülüşü başka...
Çevresindekiler ne kadar kaba olsa da bu kızın davranışları kaba değil, incedir...
Kral umutlanır..."Bu kız benim kızım ,"diye düşünür ve kızın yaşadığı çadıra misafir olur...
Çadırın sahibi krala ikramlarda bulunur.
O esnada Kralın gözü sürekli kızdadır...
Kralın eşi yanlarında getirdiği bir hediyeyi,kıza ikram eder...
Kız hediyeden çok mutlu olur, sıcacık bir tebessümle teşekkür eder...
Bu sıcacık sima,diğerlerinde yoktur...Diğerlerinin simaları dönük ve gergindir...Kral içten içe kızın bu ailede yetişmemiş olduğunu düşünerek umutlanır.
Kız kendisine verilen hediye paketini açarken, parmakları incecikten dokunur hediyeye...
Sakince ve özen gösterek paketi açar...Hediyeyi alır...Mutluluğu yüzünden okunmaktadır...
Kralın artık tereddütü azalmıştır,bu kız onun nezaket içinde yetiştirdiği kızıdır...
Emin olmak için son bu kıza seslenir;"Kızım bana bir bardak su verebilir misin?"
Kız bir bardak su ikram eder misafirlerine...
Kral tam suyu yudumlayacaktır ki,suyun üzerinde ince bir saman çöpü görür...
Hayal kırıklığı yaşar...
Böylesi ince ruha sahip bir kızın, misafire ikram ettiği bardağın içindeki saman çöpünü görmemesi onu yıkar...
Suyu içtikten sonra,müsaade isteyip kalkarlar...
TAM çadırdan çıkmak üzere iken,kral kıza sorar;"Kızım az önce senden bir bardak su istedim.Teşekkür ederim getirdin,ikram ettin.Ancak getirdiğin suyun