Durup,bir rüyayı - büyüdükçe büyüyen ve sonunda gerçekliği ufkun ötesinde menzil dışına iten bir rüyayı - seyreder gibi onu gözlerimle takip ettim. Arkasından bakakalarak, uzaklaşan güzel, aşina endamını izleyerek öylece dikildim; o zaman bile, öyle saçma bir anda bile unutuşa doğru yiten şu mahzun yaratığın ilk aşkım olduğu gibi herhalde son ve tek aşkım olduğundan emindim. Bu yitişle aşağı sürüklenişimin başladığını hissettim. Ve ıstırabıma rağmen garip bir ferahlık geldi üstüme.
Oldukça öfkeli bir sesle, "Düşünmeye başlayıp cevap vermeyi bıraktığın her seferinde," dedi, "beni büsbütün dışlanmış, çaresiz ve yalnız hissettiriyorsun."
Bedenin atomistik, moleküler bir yapısı varken "can"ımız zaman, madde , mekân ötesi bir boyuttadır. Ve bu "can"ın geldiği ilahi "Bir"lik boyutu ile bağlantısı kesilmez; can , hep dünyadaki parçalanmışlığının karşı kutbunda olan bütünlüğün, "Bir"liğin hasreti içinde yaşar. Her insanın bilinçdışında taşıdığı en büyük arzusu tekrar bu "Bir"liğe ulaşmaktır.