Kendi kabuğunu kıramamış, kendini tamamlama yolculuğuna çıkamamış her insan kendine atılan yemlerle bir kafesin içinde beslenen kuşa benziyor. Gökyüzünü, özgürlüğü birkaç kanat çırpma mesafesi kadar sanıyor. Halbuki bütün dünya insanlar için, bütün insanlar birbirileri için varlar...
İnanmak hayal kurmakla ilgilidir biraz. Zihnini ikna etmeye çalışırsın yani. Tanrı ona inanmamızı değil, ona tanıklık edilmesini ister. Kâinatta olup bitenleri görmemizi ve kendisine şahitlik etmemizi ister. Onun insanlardan istediği kendisine inanmaları değil evrendeki varlığına tanıklık etmeleri...
Bir an için bile olsa bunları zihnimden geçirmek beni rahatsız etti. Saygı duymalıydım, içimden bile olsa birini yargılamak içimde bir hastalık olduğunu gösterirdi. Bu kötü düşüncelerimi dile getirmeden içimde bile oluşmaması gerekirdi. İçimdeki kaynak bunları üretmeyecek kadar saf, temiz olmalıydı. Aristo'nun dediği gibi: "Sürekli yaptığımız şey neyse biz otuz. O hâlde mükemmellik bir eylem değil bir alışkanlıktır."
Gerçekten de hayatımız, bizim içine kattığımız anlam, değer ve güzellikler kadar dolu. İçini ne kadar boşaltıyorsak o kadar anlamsız ve değersiz her şey...