Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi bana bir hayatın farklı versiyonlarıyla yüzleşmeyi değil, asıl yaşamın içinde kalıp onu anlamayı hatırlattı. Nora, geçmişte yaptığı seçimler yüzünden pişmanlık içinde kaybolmuşken, ben de onunla birlikte “Keşke şu kararı almasaydım, keşke şu yolu seçseydim” dedim. Ama Nora’nın yaşadığı deneyimler, aslında pişmanlıklarımıza ne kadar takılırsak, o kadar kaybolduğumuzu bana hatırlattı.
Başka bir dünyada, başka bir kişi olarak yaşamak, aslında tüm o idealize ettiğimiz hayatların hiç de düşündüğümüz gibi olmayabileceğini gösteriyor. Nora, sonunda şunu fark etti: Mükemmel bir hayat yok. Her seçim, yeni bir eksik, yeni bir hayal kırıklığı getiriyor. Ona göre en doğru seçim, en baştan pişmanlık duyduğu hayatına dönmekti.
Ama burada önemli olan şey, Nora’nın bunu fark ettikten sonra hayatına yeniden dönmesiydi. O an, aslında hayatın ne kadar değerli olduğunu keşfetti. Hiçbir şeyin mükemmel olmayacağı, hayatın zorlukları ve eksikleriyle kabul edilmesi gerektiğini anlamak, bence hepimizin ihtiyacı olan bir farkındalık.
Bu kitaptan sonra kendi hayatımı düşündüm. Farklı bir seçim yapmış olsaydım belki şu an farklı bir hayatım olurdu ama bu, benim şu anki yaşamımın değerini küçültmezdi. Hayatımda bazı şeyler eksik olabilir, ama tüm o “keşke”ler bir yana, burada, sahip olduğum her şeyin kıymetini bilmem gerektiğini hatırladım.
Bazen, istediğimiz hayatı bulmak için başka bir yolu denemek yerine, bulunduğumuz anı kabul etmek ve onu en iyi şekilde yaşamak gerekiyor. Kendi hayatımızın içinde, eksikliklerle ve hatalarla birlikte mutlu olmayı öğrenmek…
Severek okuduğum bir kitap oldu tavsiye ederim:)
Keyifli okumalar