Yangın,gece yarısı,o hem dişi hem de erkek olan iki yüzlü dev,
çırılçıplak soyunup,zengin,yoksul bütün evlerin eş kılıktaki yataklarını,bir
bir,ama aynı anda dolaştıktan sonra,yorgun gövdesinin sızılı
etini dimlendirmek üzere kendinden geçer geçmez-çöker
çökmez yataklara sarmış mahalleyi.
Tapınaklarda,dağın alılmaz olduğu,geçit vermediği söylenir.
Bu inancın karanlığı içinde,yüz-
yıllar .devrilir gider.Sonunda biri,
Yalçın kayalığa tırmanmayı göze alır.Yol çıkınını eline alıp dağa gider,bir daha da geri dönmez. gidenlerin,dağda olup
bitenleri kimse bilmez,bilemez,
Dağın eteğindekiler, böylece,yıl
lar yılı,teker teker dağa taşınıp
dururlar.Tek kişi kalmayıncaya kadar.
Tanrı,sevinçle sıçradı yerinde.Uçurum bütün güzelliğlyle yeniden açıldı.Derin bir boşlukta uçurum.Şişli,uçsuz
bir denizde süslemişti dibini. Bu masmavi,uçsuz su,tanrının gözlerini kamaştırdı.Şimdiye dek su adına görüp bildiği gürültülü çağlayanları,sessiz,da
tavuk dereleri,küçük birikintilerden başka bir şey olmayan gölleri düşünerek irkildi Tanrı.Sonra sevinçle bir daha sıçradı uçurumun başında,Uçurumun sisli mavilikler ortasındaki yeşil tepelerini,serin ağaçlarını gösterdi.
Hızlı sağanakların etkisiyle boyaları yol yol aşağı(toprağa)
akan kan içindeki,binlerce,on binlerce yıldır karanlık,sızıntılı mahzenlerle ete doymuş pas-
lı ,yağsız ve parıltıdan yoksun
zincirlerle kıskıvrak bağlanıp uçları demli topuklu susmayan,
uzun kurbanların altına çırılçıp
lak itilen,bayılacaklarına yakın
da biber gibi yanan etleri mıncıklanarak sözde insanlığın
devamı adına saf bir inatla ama
hayvancasına kirleten sarkık memeli,çekik gözlü deniz kızlarının,işlerinden uzun kulaklı
korkak tavşanların fırladığı silin
dir şapkalarını,boynuzlu,ateş ortasında kuramızı yüzleri sırıtan şeytanlarını yarı belleklerini aşağısını yılanlara
yedirmiştir.