“ Sevgi ne kadar yetkinlik barındırıyorsa, nefret ve tiksinti de o kadar yetkinsizlik barındırır. Çünkü sevgi daima gelişime, güçlenme ve artışa yol açar ki yetkinliktir bu. Buna karşın nefret daima kasvete, zayıflığa ve yıkıma götürür ki yetkinsizliğin ta kendisidir bu. “
“ Bütün şeylerin tanrısal doğanın zorunluluğunu izlediğinin ve doğanın ebedi yasa ve kuralları gereğince meydana geldiğinin farkına varan kişi ; ne nefret etmeye, hor görmeye değer bir şey bulabilecek, ne de herhangi bir şeye merhamet edecektir. Fakat insan erdeminin izin verdiği ölçüde iyilik etmeye, söylenildiği üzere, neşe içerisinde kalmaya çabalayacaktır.”
Gerçek din; kendisini mucizeler ya da kutsal kitaplar gibi tarihsel anlatılar yoluyla değil fakat kendi zorunlu yasaları aracılığı ile görünür kılan bir Tanrı’yı anlama çabasında gizlidir. Dindarlık, Spinoza’nın ifadesi ile; aklın rehberliğinde yaşıyor olmamızdan kaynaklanan iyilik yapma isteğidir.
İçkinlik düzleminin -yani bu dünyaya içkin, bu dünyanın içerisinde olanın ve aşkınsal olmayanın- içerisinden dışarı çıkmamaya biat etmiş bir tanrıtanımazın, batıl inançlara alternatif olarak ve onlarla mücadele edebilmek adına dört elle sarıldığı nedenselliğin, yani doğa yasalarının, yani bilimsel paradigmalarının; tüm bunları kabul etmenin ve aşkınsal olan her şeyi dışlayarak yalnızca onları tanımanın, onlara inanmanın, tüm bunlar Tanrı’nın kendisini ifade ettiği için, Tanrı’nın kendisine inanmaktan neredeyse farksız olduğunu öne sürceğiz.